Çeviri: İnsan ve Makine – Jean-Michel Besnier

mak

Sorbonne Üniversitesi Bilgi ve İletişim Teknolojileri Felsefe Kürsüsü profesörü Jean-Michel Besnier’nin bu yayımlanmamış metni, teknoloji felsefesinin en büyük sorunlarından biri üzerine: insan ve makine arasındaki ilişki. Bu metin, kaynağını teknolojiden ve insan zekasından alan otomatik makinelerin bizzat insan üzerindeki zaferinin altını çiziyor. Teknoloji yalnızca her yerde bulunmakla kalmayıp totaliterleşmekte de: insan, teknolojinin gerekliliklerine uyum sağlamak zorunda. Jean-Michel Besnier bu noktada, otomatların, bu mükemmel objelerin, bu denli kusurlu bir varlık olan ve fiilen “fuzuli” hale gelmiş insanı gereksiz bile kılabileceği yönündeki argümanını, basit bir insandışılaştırmanın ötesine taşımakta.

Tehlike sinyali 1965’te verilmişti: ‘İş organizasyonu, fabrikadaki insanı bir nevi avla tanıştırdı. Mekanik bir bütünün tek zayıf noktası, insan bedenidir. Makineler topluluğunun ahenkli ve sınırsız gelişimini yalnızca, son insan fabrikadan çıkarıldığında görebileceğiz.’ (Aurel David, La Cybernétique et l’humain, Gallimard yay.). On yıl öncesinde, bugün yeniden keşfettiğimiz bir filozof olan Günther Anders, çağcıllarında gülünç bir patoloji teşhis etmişti: “Prometeci utanç”. Bir diğer ifadeyle, kendi ürettiğimiz makinelerle aynı seviyede olmadığımız hususundaki baskın farkındalık. Dolayısıyla, Anders’a göre, bu makineleri taklit ederek ya da onların zalimane zorunluluklarına uyum sağlayarak kendimizi iyileştirmeye çalışmamız hiç de şaşırtıcı olmaz. Esasında, modern olduklarını düşündüğümüz ve özerklik arzusunu doğal biçimde içlerinde barındıran kişilerin, her tür otomatın boyunduruğu altına girmede ve onları karar verme endişesinden kurtaracak robotları istemede ne kadar başarılı olduklarını saptamak kolaydır. Bu tespit sıradan. Bununla birlikte, gerçek de her zaman şaşırtıcı olmaz: Herhangi bir hizmeti talep etmeye mi ihtiyacınız var? O halde yüzünüzün şeklini tanımaya (fotoğrafta gülümsemeyin, makineyi yanıltıyor) ya da sesinizi ve parmak izlerinizi tanımlamaya (özellikle de bedensel mekaniğinizi düzenleyin ki beklenen sinyalleri verebilsin) yönelik programların komutlarına boyun eğmeniz gerekecek. Ona söylenen tuşlara basmaya, boşlukları doldurmaya ya da sıfatlar, mizah ve retorik figürlere dirençli bilmem hangi mühendis tarafından önceden belirlenmiş şifreleri kullanmaya mecbur kalan bir telefon kullanıcısındaki de nasıl bir mazoşizmdir!

Otomatların insanları taklit ettiğini zannederiz. Ancak insan gerçekte, tıpkı Canguilhem’in Descartes’a hatırlattığı gibi, kendisini bir otomatik makine olarak betimleyerek başladı hep. Sonuç: bugün, bize insanlıktan arta kalanı nerede barındıracağımızı kendimize soruyoruz. Bunun dilde gerçekleşmesi hoşumuza gidebilirdi. Onu, sayısallaştırma prosedürlerini karmaşık hale getiren ya da iletişim teknolojilerinin işlevsel kategorilerine direnç gösteren şeyden kurtarmaya bizi her geçen gün biraz daha fazla davet etmekte: İngilizlerin yakında, kesme işaretini lisanlarından kaybedecek olması ve bizim de Fransızcanın söz dizimi ve sözcük dağarcığının olanak sağladığı inceliklerden uzun zamandan beri vazgeçmiş olmamızın sebebi de bu. Heidegger, teknik dilin zaferini ve geleneksel dillerin mağlubiyetini ilan etmişti. Onun ardından Heinz Wismann da “hizmet dilleri” denilen ve yalnızca araçsal bir rolleri olan dillerin, gitgide daha az duyulan kültürel diller üzerinde hakimiyeti ele geçirdiğini günümüzde ifade etmekte.

Artık yalnızca matematiksel, yani, sayısallaştırılan ve makinelerde uygulanan bir simge var. İşi ve sözü halen tüm insan yaşamının iki bileşeni olarak görebildiğimiz zamanlar geride kaldı – iş sürekliliğin tahakkümlerini güvenceye alırken, söz ise özgürlüğün gerekliliklerini onurlandırmakta. Marcuse’ün dediği gibi, tek boyutlunun zaferi: makineler, artık rekabet edemeyeceğiniz bu etkinlik gereğince günlük yaşantınıza nüfuz ederek, çalışma mantığına tam bir hegemonya sağladı. Bu arada, tıpkı ekonominin şeylere yaptığı gibi insanları yönetmeyi amaçlayan politikanın bundan kendi payını aldığını da söyleyelim. Geriye tek kalan, dili, biz olmadan gitgide daha fazla etkileşime geçecek otomatik makineler tarafından deşifre edilebilen tepkileri tetiklemekle yükümlü bir sinyaller sistemine indirgemeye tehlikeli bir biçimde alışmamız.

İnsan avı, çanları çalma noktasına gelmiş olabilir mi?

Kaynak: http://la-philosophie.com/homme-machine

Türkçeleştiren: Banu Barış