Çeviri: Acımasız Oyun – Alain (Émile Chartier) 

lg

1 Haziran 1929

Hiç kimse insanları ateşin içine atmaz, bu onu söndürmenin geçerli bir yolu olsa bile. Hiç kimse, alevleri ya da suyu durdurmak amacıyla, ateşin hepsini yakmayacağı, suyun hepsini boğmayacağı mantığıyla hareket edip, cesur insanlardan oluşan bir set kurmaz. Öte yandan, bu tür bir muhakeme, fethetme amaçlı bir orduyu durdurmak söz konusu olduğunda kabul görür ve uygulamaya konur. Savaş sanatının diğer hiçbir sanata neden benzemediğini anlamak gerek.

Ateş hiçbir şey istemez, ateş tehdit etmez, ateş korkmaz. Su, oldukça kesin bir biçimde çizilmiş, en ufak bir çakıl taşıyla bütünüyle bölünen akışında, fark gözetmeyen bir gücün ve kusursuz bir yasanın etkilerini daha da iyi gösterir. Suyu ve ateşi ancak deliler tehdit eder. Fakat, korkutmak isteyen bir insanı tehdit etmek hiç de delice değildir; hatta doğru hamledir bu. Fetheden, öldürmek istemez; egemen olmak ister; korkutmak ister. Bu durumda ona korkmadığımızı göstermek gerekir ki bu da öldürülmek demektir. Savaş için gereksiz olabilecek hiçbir çılgınca pervasızlık düşünemiyorum. Buna karşılık da, söylemek gerekirse, gizlenmeyi her zaman tehlikeli görüyorum; tehdit altındayken hareketlerimdeki en ufak bir değişiklik, düşman için küçük bir zafer olur. Bu korkunç oyunun kuralları buradan gelir. Gerçek bir savaşçı, en küçük bir sebep için hayatını tehlikeye atabilmeli; iki arkadaşın pek önemsiz bir kavga nedeniyle birbirlerini gayet rahat öldürdüğü düellolar döneminde gördüğümüz gibi. Bu onların, asla boyun eğmeyecek bir cesareti liderlerine, arkadaşlarına, düşmanlarına ilan etmeleri demekti. Düşünecek olursak, diğer tüm görevlerden epey farklı olan bu tuhaf görev, biraz delice görünen fakat her şeyin yerli yerinde olduğu bir fanatizme fırsat tanımalıydı. Yeni eğitim sisteminin ve savaş okulu dediğimiz Sorbonne’un mantığı böyle; ve itiraf ediyorum ki, okuduklarımda hiçbir hata da bulmadım. Saf öğreti denilen ve alay etmekte biraz acele davranılan, düpedüz bir öğreti.

Silahlanmadaki artışın, savaşı bir çeşit tehlikeli endüstriye dönüştüreceğine inanmak istiyoruz; savaşan öncelikle kendisini koruma amacında olacak, bu önlemi aldıktan sonra ise düşmanına zarar vermekle uğraşacak. Ancak ben hiç de böyle bir şey görmüyorum. Şayet iyi anladıysam, kimyasal savaş her neye mal olursa olsun yapılacak. Cüretli misillemelerden başka bir savunma biçimi de olmayacak; mümkün olabilirse saldırıdan daha cüretkar ve kayıplar konusunda daha az endişe barındıran misillemeler. Saldıran taraf cesareti kırmayı deneyecek: saldırılan ise cesaretle, güçle, misillemelerin şiddetiyle, cesaretinin kırılmadığını gösterecek. Kim teslim olur? Bu bir azim, disiplin, bağlılık meselesi. Bu, her iki tarafın da büyük korkusu, her şeye son verecek olan. Bununla birlikte, insan hayatının değeri her zamankinden daha az ve bir değerinin olmaması da öğreti gereği olacak. Bir cesaret fanatizmi, ilkesi gereği, ötesinde korku hissedilmesine izin verilecek tüm sınırları yadsıyabildiği için, her şeye cüret edebilir. Böylelikle, sağlam bir mantıkla, “vatan” motifinin cesaretle eş zamanlı yükselişini ve eski bir metafora göre de kültün yapılan fedakarlıklarla dirildiğini göreceğiz, meğer ki, öğretinin kaynakları gün yüzüne çıktığında insanlar acımasız ve sürdürdüğü tutkulardan başka hiçbir nedeni bulunmayan bir oyundan vazgeçsin. Bunu değerlendirelim.

Kaynak: Suite à Mars. Échec de la force (1939)

Türkçeleştiren: Banu Barış