Çeviri: Sosyal Psikolojide Durumculuk – Jérôme Ravat

pris

Deneysel sosyal psikoloji alanında yapılmış çok sayıda araştırma, ilk bakışta “kötülüğün sıradanlığı” fikrini ve daha genel anlamda da durumların insan davranışlarını kesin bir biçimde belirlediği düşüncesini destekler gibi görünmektedir. Bu çalışmalar, durumun davranışları etkilediğine yönelik alışılmış düşünceyi ilerletmekle yetinmedi. Sözgelimi, silah tehdidi altındaki bir bireyin, cüzdanını vermek gibi spesifik bir davranış sergileyeceğini tahmin etmek pek de zor değil. Durumcuların göstermek istediği daha ziyade, durumların, en beklenmedik anda belirleyici bir etkilerinin olduğu; özellikle de önemsiz oldukları varsayılan ve ahlaksal davranışları ilk bakışta belirgin bir biçimde değiştirdiği düşünülmeyen koşullar altında.   

Bu suretle, birçok sitüasyonist unsura vurgu yapılmıştır :

Bir grubun varlığı. Psikologlar Bibb Latané ve John Darley’nin “sorumluluk seyreltimi” olarak adlandırdığı görüngüye göre, bireyler bir mağdur karşısında yalnız olduklarında, grup halinde oldukları zamana kıyasla mağdura yardım etmeye daha fazla eğilim göstermektedir. Bu nedenle, bir kişinin tehlikede olduğu bir durumda tanıkların sayısı ne kadar fazlaysa, bu kişiye yardım etme eğilimleri de o derece az olacaktır. Latané ve Darley’nin yazdığı üzere, “başkalarının varlığı, harekete geçme dürtüsünü sınırlandırmaya yöneltir”.  

Duygudurum. Basit bir kokunun özgeci bir davranış üzerinde belirleyici bir etki yaratabileceğinden kim şüphe edebilir? Bu, Baron ve Thomley tarafından kanıtlanmış. Baron ve Thomley, bir inceleme esnasında, insanların (aynı cinsiyetten) bir kişinin düşürdüğü dolmakalemi yerden almak ya da bir dolarlık banknotu bozmak gibi bir iş çerçevesinde yardımda bulunmaları olasılığının, yakındaki bir fırından ya da bir kafeden hoş bir koku yayıldığında değişiklik gösterdiğini keşfettiler: bu olasılık ikiye katlanıp, yaklaşık %20-25’lerden %50-60’lara çıkmakta.

Acelesi olmak. Bu, 1973’te Darley ve Batson tarafından yürütülen İyi Samiriyeli Meseli* deneyiyle ortaya konmuştur. Deneyi yapanlar, dinsel bir görev hakkında araştırma yaptıklarını ileri sürerek 40 öğrenci topladılar. Deney öznelerinin bir grubunun dinsel alandaki işler ile ilgili, diğer bir özne grubunun da İyi Samiriyeli Meseli üzerine bir sunum gerçekleştirmesi gerekiyordu. Bunların, iki saat boyunca, İyi Samiriyeli ile yaralıya yardıma gelmeyenler arasındaki farkları düşünmesi gerekmekteydi. Sonrasında ise, seminer verecek öğrencilerin, belirlenmiş bir saatte sunumlarını yapmak adına birkaç yüz metre gitmeleri gerekiyordu. Deneyi yapanlar, yola, kötü vaziyette görünen ve yardım isteyen bir işbirlikçi koydular. 40 özne içerisinde, acelesi olmayanların %63’ü “mağdur” kişiye yardım etti fakat acelesi olanların yalnızca %10’u özgeci davranışlar sergilediler. Öte yandan, “İyi Samiriyeli” hakkında sunum geçekleştirecek olanların %53’ü mağdura yardım ederken, diğer grubun ise %29’u bunu yaptı. Bu deneyin sitüasyonist yorumlaması, özgeci davranışları tetiklemek için ne kişilik özelliklerinin ne de etik konusundaki kuramsal bilgilerin yeterli olduğu yönündedir.  

Bir otoritenin varlığı. Bunu, Stanley Milgram’ın Yale Üniversitesinde yürüttüğü, epey tanınmış bir deney ortaya koymuştur. Milgram’ın amacı, İkinci Dünya Savaşı boyunca Naziler tarafından işlenen suçlara yönelten mekanizmaları tam olarak anlamaktı. Bu deney çerçevesinde katılımcılardan, gönüllülere belli sayıda elektrik şoku vermeleri istendi ve deneyi yapanlara göre, cezanın pedagojik yararlarını kanıtlamak amacıylaydı. Gerçekte oyuncular olan “kurbanlar” bu sözde-elektroşoklara sahte bir acı içeren tepkilerle karşılık veriyordu. Katılımcılar kınama belirtisi gösterdiğinde, deneyi gerçekleştirenler ısrarcı oluyor ve deneyin başarısı için elektroşokların gerekli olduğunu vurguluyordu. Elde edilen sonuç, deneyi yapanların tüm beklentilerinin ötesindeydi. Toplamda katılımcıların %62,5’i, kurbana en yüksek şiddette, yani 450 volt elektrik vermeye kadar gittiler. Burada önemli olan nokta, Milgram’ın elde ettiği sonuçlara göre, kişiliğe bağlı faktörlerin gönüllülerin itaat oranı üzerinde kayda değer bir etki yaratmış gibi görünmemesidir: böylelikle, Milgram’ın yaptığı çalışmalar, Kohlberg’in ahlaksal evreler kuramındaki ahlaksal muhakeme olgunluğu gibi unsurların ya da otoriter kişiliğin F ölçeğinin, itaat oranıyla belirgin bir biçimde bağlantılı olmadığına işaret etmektedir.  

Sosyal konum. Milgram’ınkine benzeyen ve benzer sonuçlar elde edilen bir deney de 1971’de Zimbardo ve meslektaşları tarafından Stanford Üniversitesinde yürütülmüştü. Deney, hapishane ortamında sıradan bireylerin davranışını incelemeye ilişkindi. Bunun için, Zimbardo gönüllülere rastgele “gardiyan” ve “tutuklu” rolleri verme kararı aldı. Çok hızlı biçimde, “gardiyanların” önemli bir bölümü (çalışmanın sonuçlarına göre üçte biri) sadistik davranışlar sergilediler ve tutuklulara fiziksel cezalar (örneğin, uzun süren zorunlu talimler) uygulamakta ya da (tuvaletleri çıplak elle temizlemek gibi) küçük düşürücü angaryalar vermekte tereddüt etmediler. “Tutuklular” ciddi psikolojik sekellere maruz kaldı, öyle ki, içlerinden ikisi bu son aşama bitmeden deneyden çıkarıldı. Zimbardo için bu sonuçların açıklaması net olarak sitüasyonist karakterde: ona göre, en sıradan bireyleri bile yıkıcı davranışlarda bulunmaya yönelten, hapis sisteminin kendisi. Milgram ve Zimbardo’nun çalışmalarıyla aynı doğrultuda, tarihçi Christopher Browning de Alman ordusunun seyyar bir birimi olan 101. Tabur’un faaliyetlerini tanımlayarak durumsal unsurların önemini vurguladı. İkinci Dünya Savaşı’nda ve on altı ayda, bu tabur 83000’den fazla kişiyi ya tehcir ya da yok etti. Browning’in anlattığına göre, 101. Tabur sıradan erkeklerden oluşmaktaydı; kişiliklerinde bu tür kitlesel şiddetlerde bulunacaklarına dair hiçbir belirti olmayan iyi aile babalarıydılar. Bir kez daha, görünen o ki, onların ölümcül eylemlerini de tarihsel durum tetiklemişti.

* Yeni Ahit’te bahsedilen İyi Samiriyeli Meseli’nde, haydutların yaraladığı bir adama iki İsraillinin de yardım etmemesine karşın, İsraillilerin sevmediği bir Samiriyeli tarafından sahip çıkılması anlatılır ve bunun altında yatanın da Samiriyelinin merhameti olduğuna dikkat çekilir.   

Kaynak: Revue philosophique – 27 (2013) 

Türkçeleştiren: Banu Barış