Çeviri: Son Gülecek Olan Tarihtir – Terry Eagleton

te

20’nci yüzyılın en karanlık ironilerinden biri, sosyalizmin, en gerekli olduğu zamanda en az mümkün olduğunu kanıtlamasıdır. Sosyalistleşmek için, maddesel kaynaklar, demokratik gelenekler, işbirliği yapan komşular, abat bir sivil toplum, eğitimli bir kitle gerekir ve sömürgeciliğin kendi premodern, yoksulluktan muzdarip müşterilerini mahrum bırakmış olduğu projenin hayati önem taşıyan bileşenleri de zaten bunlardır. Sonuç itibarıyla, bir acı ironi bir diğerini beslemiştir: bu kasvetli koşullar altında sosyalizmi inşa etme çabaları Stalinizmi doğrudan beraberinde getirmiş ve bir özgürlük teklifi de, karşı konulmaz biçimde, korkunç bir zıddına dönüşmüştür.  

Şimdiki yüzyıl, daha farklı türde bir ironinin tahakkümü altında gibi görünmekte. Kapitalizm bir eliyle Milletlerin Zenginliği’ni savurarak ve bir ayağını da zafer kazanmışcasına sosyalist hasmının cesedinin üzerine yerleştirmiş halde, yeni binyılı karşıladı; bununla birlikte, bu zaferin bedeli süpheli bir biçimde ağır görünmeye başlamadan hemen önce yeni yüzyıla girdik. Esasında, kapitalist dünyanın, bu denli etkili şekilde mahvettiği sosyalist projeye özlemle dönüp baktığını yine de görebiliriz. Neticede sosyalizm, varlıklı sınıfların mülkiyetlerini kamulaştırmanın peşindeydi, bu sınıfları yok etmenin değil. Silahları da genel grevler ve kitlesel mücadelelerdir, şarbon hastalığı ve kirli nükleer bombalar değil. Hedefi, toplumun bolluk içerisinde yaşamasıdır; kıt olan yiyeceklerini, savaşın izini taşıyan kentsel çöllerden toplaması değil. Terorizmi ona hayat veren koşulları değiştirerek yenmek adına sahip olduğumuz son şanstı sosyalizm ve onun paketlenmeye gönderilmesine yardımcı olanlar da – özellikle de, ofisleri pek yüksekte olanlar – küllerin tadını almak için dudaklarını yalamalılar.   

O halde kapitalizm, sosyalizmi yenerek, pazarlıkta kendisini gösterecek olabilir mi? Peki ya gösteriyi yönetenler, hayatta kalmalarını güvence altına almış olabilecek yegane şeye fiziksel olarak değilse de politik anlamda burun kıvırdıysa? Marx işçi sınıfını “kapitalizmin mezar kazıcıları” olarak tanımlamıştı; ancak, bu yararlı görevlileri sahanın dışında görmeniz, kendi mezarınızı kazmanızla sonuçlanabilir. Çünkü yeryüzünün sefilleri elbette bir köşeye çekilmedi; yalnızca adres değiştirdiler. Marx onları Bradford ya da Bronx’un kenar mahallelerinde ararken, onlar şimdi Trablusgarp ve Şam’daki pazar yerlerinde bulunmakta; ve içlerinden bazılarının aklında olan da çiçek hastalığı, Kışlık Sarayı’nda yayılmayan.

Bu nedenle, Komünist Manifesto hem sorgulandı hem de temize çıkarıldı. Yoksulluğun ve zenginliğin küresel ölçekte keskin bir biçimde kutuplaşacağının öngörülmesi doğruydu; ve bunun bir sonucu olarak, mülksüzleştirilmişlerin yöneticilerine karşı ayaklanacağı da doğruydu; mevzu, Dünya Ticaret Merkezi’nden ziyade değirmenleri ve tifonun yerine işçi sendikalarını düşünmekten ibaretti. Ancak, eğer Marx işçi sınıfı hakkında gerçekten de yanıldıysa, o halde bu, uluslararası kurumlar için kötü haber çünkü onların yerine geçenler, çaresizliğin yabanıllığına sahip olduklarını görebilirler, kolektif gücün verdiği güven duygusuna değil. Marx’ın endüstriyel proletaryasının iz bırakmadan battığını ilan edenler, şampanya yerine anti-radyasyon tabletlerine ulaşmalılar.   

Birkaç yıl önce, “tarihin sonu” görüşü hakkında çok fazla ihtilaf vardı. İyi şeylerin alameti olmayan bu tabir, kapitalizm rakipsiz hale geldiğinden, büyük politik çekişmelerin artık bütünüyle geçmişte kaldığı anlamına geliyordu. Hem aptalca hem de asılsız fakat mesele bu değil: bunu 11 Eylül’den çok önce biliyorduk. Daha ziyade, “tarihin sonu”nun neticede “tarihin daha az metafizik anlamda sonu” olarak okunabileceğine dair dramatik bir kanıtımız var artık. Kapitalizmin bugün resmi politika arenasında gerçek rakiplerinin bulunmaması, nükleer olanlar da dahil olmak üzere muazzam delikler açabilecek gayriresmi bir gareze kesinlikle sebebiyet vermekte.     

Sosyalizm, onun yüzünden kaybedecek çok şeyi olanlara karanlık bir tehdit gibi gelmiş olabilir fakat en azından seküler, tarihsel bir görüşe sahip, tamamen modern bir öğretidir, liberal aydınlanmanın gayrimeşru çocuğudur. Politik terorizme karşı köklü bir küçümsemeye sahiptir, onu ahlaksız ya da yalnızca küçük burjuva olmakla suçlasa da. Fundamentalizmin aksine, Texas ya da Taliban türünde olsun, alternatif yaşam tarzlarını ya da sembolist şiirleri veya bir mahzen dolusu Chianti şarabını reddetmez; yalnızca, bu şeylerin neden bir şekilde bazılarının eline düştüğünü sorgular. Yine fundamentalizmin aksine dünyevidir, ikon kırıcıdır, yüce gönüllü idealler ve mutlaklar hususunda şüphecidir.     

Kısa yoldan kazanç sağlamayı sonsuzluk hakkında kara kara düşünmeye her zaman tercih etmiş olan Amerikan pragmatizmi için de aynısını söyleyebiliriz. Fakat sosyalizmin boşalttığı alanı terorizm işgal ettikçe, Amerika da daha az pragmatik olmak zorunda kaldı. Aslında, özgürlükten tam da onlar kadar korkar hale gelerek kendisini İslamcı kökten dincilerden korumayı gayet iyi başarabilir ki o durumda savunacak hiçbir şeyi kalmaz ve her iki taraf da kaybetmiş ve kazanmış olur. Bu ilginç “yabancılar ve kardeşler” ikilisinde düşmanınız, sizi onun korkunç bir ayna görüntüsü haline dönüşmeye ikna ederek zafer kazanır. Şayet liberal özgürlüklerin içinin boş olduğunu gerçekten ortaya çıkarmak istiyorsanız, bunun en iyi yolu, onlara sosyolojik denemeler yerine intihar bombacılarıyla saldırmaktır çünkü bu tür saldırılar otoriter tedbirleri tetikleyerek sahteciliği de beraberinde getirir ve bombacılar da bu sahteciliği, gözün yıldızların içinde bir takımyıldızı seçtiği kadar kesin bir biçimde algılar. Ayrıca, Amerikalılar gezegendeki en konformist bireyci grup olduğundan, özgürlüklerini otoriter yöntemlerle koruma geleneğine sahiptir; bu şekilde itibarsızlaştırılmaları konusunda da bilhassa hassastırlar.

Liberal değerler esasında sahte değil; yalnızca, riyakarlığın sürdüğü lekeden yakalarını kurtaramıyorlar. Liberal kapitalist devletlerin ölümcül kusuru, doğaları gereği fundamentalizme karşı olmalarına rağmen onsuz hayatta kalamamalarıdır. Yalnızca gizli koz olarak birkaç mutlak değere sahip bir devlet, piyasanın kargaşasını ve beslediği beşeri mutsuzluğu bünyesinde bulundurabilir nihayetinde. Fakat bu tür devletlerin vardığı nokta, bu değerleri mütemadiyen gülünç duruma düşürmektedir.

Kaynak: The Guardian, 18 Mayıs 2002

Türkçeleştiren: Banu Barış