Çeviri: Nedensellik Üzerine – Michel Malherbe

malh

Nedenler aramaktan vazgeçmeyiz. Çoğunlukla da düşünmeden yaparız bunu. Gündelik deneyimimiz dahilinde, şeyler arasında, nitelikler arasında ilgi kurarız, olayları birbirine ekleriz ve bu şekilde bir araya getirdiklerimizin, beklentilerimizi yıkmamak adına, oldukça kuvvetli bir biçimde birleştirilmiş olduklarını düşünürüz. Aslında genellikle, dikkatimizi çeken ya da endişe ettiğimiz, nedenlerden ziyade sonuçlardır. Zira ilerlememiz, yaşamak için harekete geçmemiz gerekir ve umut etmeden, sonuçlar öngörmeden harekete geçemeyiz. Elde edilmelerine ilişkin  koşulları bir araya getirdiğimizde de, sonuçların bunların ardından gelmesine alışığız. Bu itibarla da nedenlerin araştırılması, sonuçların peşine düşmek kadar acil değildir. Nedenlerin araştırılması, tam olarak, sonuçlar beklentilerimize uygun bir biçimde oluşmadığında ve edindiğimiz deneyim de ihtiyaçlarımızı gidermeye artık yeterli olmadığında ortaya çıkar. Bilmediğimiz ve üzerinde etki edebilmemiz için keşfetmemiz gereken bir nedenin, deneyimlerimize müdahale ettiği ve karşı geldiği fikrine sahip oluruz. Eğer beklediğimiz sonuç, nedeni bulmak adına zamanımızın olmadığı kadar acilse, nedeni aceleyle saptamaya hazırızdır, bunun gerçekten de aradığımız neden olup olmadığını teyit etmek için minimum bir doğruluk beklemeden.

Sağduyu nedensellikten beslenir; her şeyin sürprizler ve olaylardan ibaret olacağı, nedenlerden yoksun bir dünyada yolunu bütünüyle şaşırırdı. Sağduyu, her şeyin, istisnalara maruz kalabilecek fakat onu temel alabilmesi için de yeterli sağlamlığa ve istikrara sahip bir gereksinimle bağlantılı olduğunu kendiliğinden kabul eder. Kendisine araştırma için boş vakit atfetmiş olan felsefe ise çok daha ihtiyatlı görünmektedir ve özellikle de, oluşturulması gereken sonuçlar hususunda acelesi olmadığından, uygulamalı tümdengelimi, Bacon’ın dediği gibi,* nedenlerin kuramsal keşfinin yanında tali bırakır. Felsefe, nedenleri bilenin sonuçları da oluşturabileceğini ve faydanın da bilginin amaçlarından biri olduğunu inkar etmez; ancak, ortak yaşama dair zorunlulukların ya da beklentilerin en azından geçici olarak askıya alınması yoluyla, nedenlerin bizzat kendileri için araştırılmasına odaklanır. Ayrıca, sonuçlara faydacı ve işlemsel biçimde varmaktansa, gereken sonuçlar bilindiğinde, halihazırda başka bir nedenin sonucu olmayan bir nedene ulaşıncaya dek, nedenler serisi içerisinde geriler. Aristo bu sebeple felsefeyi, ilk ilkeleri ve ilk nedenleri irdeleyen bilim olarak tanımlamıştır.** Bir nedenin, onun bir şekilde öncülü olan bir başka nedenin bizzat sonucu olmasını ve kurgunun da nedenler serisinde geriye gitmeyi deneyebilmesini herkes memnuniyetle kabul edecektir. Fakat felsefe ilk nedene ulaşmak ister; diğer tüm nedenlerin nedenselliğinin ondan başlayarak aydınlanacağı ve dünyanın da onun aracılığıyla tek biçimli ve tanımlı bir sistem olarak kavranacağı ilk nedene.

İlk nedenler üzerine yapılan araştırma, son derece kuramsal bir araştırmadır. Eğer felsefe gerçekten olgunun bilgisiyle yetinmeme ve olgunun niçinini ya da (sonuçlar haline gelen) fenomenlerin gerekçesini her daim araştırma özelliğine sahip ise, bu durumda, ilk nedene yönelerek, varlığı kendi gerekçesiyle, kendi anlaşılabilirliğiyle kavramayı tasarlar. Bu yüzden, ilk nedeni bilebildiği takdirde, herhangi bir sonucun oluşumunun rasyonel dayanağına nüfuz ederek dünyayı ya da varlığı bütünüyle anlayabilecektir.

Kuşkusuz, felsefenin ilk nedene ya da nedenlere hiçbir zaman ulaşmadığından şüphe edebiliriz. O durumda tüm bilgi tamamlanmış olur, onları düzenleyecek olan da tüm şeyleri oluşturma gücünü elinde bulundururdu. Fakat aksine, bu tür bir bilgiye uzun zamandır ulaşılmadığından, bizzat nedenselliğin tam kalbine kazınmış bir gizem mevcuttur; gücün gizemi, nedenin onun sayesinde sonucunu ürettiği erdemin gizemi. Hangi sonucun hangi neden tarafından meydana getirildiğini gözlemleyebiliriz; ancak bu nedenin bu sonucu hangi ilke gereğince meydana getirdiğini henüz anlayamıyoruz.

Yaygın bir örneği ele alalım. Aspirin baş ağrısını iyileştirir: bu kimyasal cisme, baş ağrısını iyileştiren ve başka bir ilaca atfetmeyeceğimiz bir nitelik yükleriz. İlacın bu özelliği, belirsiz bir gizeme sahiptir. Zira, ilacın ürettiği etki, bu özelliğin ilacın kimyasal doğasına ait olarak değerlendirilmesi ve sebep-sonuç ilişkisinin de bize tamamen bilindik gelmesi adına, yeterince doğru bir biçimde oluştuğunda, yine de, nedenin gücü hemen ya da ampirik olarak kavranmaz, dolayısıyla fenomenlerin ötesine gitmek ve doğanın kaynağını kavramayı başarmak için sırrını ortaya çıkarmak gerekir. Varsayılan nedenin, bu gücü, sonucu olduğu başka bir nedenden aldığını vb. söyleyebilirim elbette. Fakat nihayetinde, birincil bir nedenin, doğası dikkate alındığında, bu güce kendiliğinden sahip olduğunu ve onu diğer nedenlere ilettiğini doğru varsaymış olmaz mıyım? İlk nedenlere ulaşma yetisine ne derece sahip olursak olalım, şunu hemen görebiliriz ki, bu nedensellik gücünün anlaşılması herhangi bir nedenin değerlendirilmesiyle sınırlı kalmayıp, onun tüm nedensellik sistemiyle ilgili olmasını gerektirmektedir.  

* Francis Bacon, Novum Organum.

** Aristoteles, Metafizik.

Kaynak: Michel Malherbe, Qu’est-ce que la causalité? – Hume et Kant (Nedensellik nedir? – Hume ve Kant), 1994

Türkçeleştiren: Banu Barış