Kitap tanıtımı: Nicos Poulantzas – Marxist Theory and Political Strategy / Bob Jessop

 

np

Kitabın Künyesi:

Kitabın Adı: Nicos Poulantzas – Marxist Theory and Political Strategy

Yazarı: Bob Jessop

Türü: İnceleme/Siyaset Bilimi

Yayınevi: Palgrave Macmillan

Basım Tarihi: 1985

Sayfa Sayısı: 412

Kitap Hakkında Notlar:

Devlet kuramcısı Bob Jessop’ın, Yunan asıllı Fransız Marksist düşünür Nicos Poulantzas’ın çalışmalarını toplu bir biçimde incelediği bu çalışması beş bölüme ayrılmış. İlk bölümde Poulantzas’ın ilk dönem çalışmaları ve yaşam öyküsü yer alıyor, ikinci bölümde Poulantzas’ın kapitalist devlet kuramı ayrıntılı bir biçimde incelenmiş, üçüncü bölümde sosyal sınıflar, ideoloji teorisi ve sınıf mücadelesinin esasları yer almış, dördüncü bölümde Poulantzas’ın olağanüstü devlet biçimleri (faşizm, askerî diktatörlükler vb.) üzerine yazdıkları değerlendirilmiş ve son bölümde Poulantzas’ın çalışmalarının ötesine geçmeyi amaçlayan teorik tartışmalara yer verilmiş.

Bob Jessop’ın devlet kuramcısı olması, kitapta Poulantzas’ın özellikle kapitalist devlet kuramı ve olağanüstü rejim tipleri analizine ağırlık vermesine neden olmuş ; öyleyse Bob Jessop’ın bu konuda yazdıklarını özetlemeye çalışayım:

Kapitalist devlet tipini diğer devlet tiplerinden ayıran en temel özellik bireyler, yurttaşlar, siyasal kişiler olarak nitelendirilen öznelerin gerçekte üretimin taşıyıcıları oldukları, yani üretim sürecindeki konumlanışlarından hareketle farklı sosyal sınıflara bölünmüş oldukları gerçeğinin bu kategoriler aracılığıyla gizleniyor olmasında saklıdır. Gerçekte bir sınıf devleti olan kapitalist devlet farklı sosyal sınıflara bölünmüş olan bir toplumsal oluşumda kendisini ulusun birliğinin temsilcisi olacak şekilde bir halk devleti biçiminde sunar. Daha açık bir ifadeyle, kapitalist devlet, farklı sosyal sınıflara bölünmüş olan ve dolayısıyla farklı sınıf çıkarlarının hüküm sürdüğü bir toplumsal oluşumda kendisini ulusun birliğinin en yüksek düzeyde örgütlü temsilcisi olacak şekilde, sözde toplumun bir bütün olarak ortak çıkarını temsil ediyor görünümüne kavuşur.

Kapitalist devlet kendisini ulusal birliğin ortak çıkarının ifade bulduğu sözde biçimsel bir gerçekliğe dayandırır. Bu devletin sahip olduğu yasal kurumlar bireylerin veya siyasal kişilerin özgürlüğü ve eşitliği ilkesini gerçekleştirme hedefi çerçevesinde örgütlenmiş durumdadır. Ancak, kapitalist devlet kendisini ulus kavramının bütünleştirici çatısı altında gerçekleşen siyasal birliğe bağlı olarak toplumun ortak çıkarının en yüksek düzeyde örgütlü temsilcisi olacak şekilde sunmadan önce, özneleri eşit ve özgür bireyler oluşturacak şekilde inşa eder. Bu süreçte devletin iki önemli işlevi ön plana çıkar: Birincisinde, özneler özgür ve eşit bireyleri oluşturacak şekilde inşa edilirken; ikincisinde ise, bu özgür ve eşit bireyler ulusun birliğini oluşturacak şekilde örgütlenirler. Böylece, yasal siyasal düzey aracılığıyla inşa edilen bireyler yine aynı düzey aracılığıyla ulusu oluşturacak şekilde birleştirilerek toplumun ortak çıkarının temsilcisi durumdaki devlet tarafından temsil edilme imkânına kavuşmuş olurlar. Bir başka ifadeyle, devlet, sınıfları eşit ve özgür bireyleri oluşturacak şekilde önce dağıtır, sonra da siyasal düzeyde yeniden birleştirir.

Poulantzas’a göre, modern toplumun gelişimiyle birlikte ortaya çıkan kapitalist devletin sivil toplum-devlet ayrımına dayandırılarak incelenmesi şu sorunları ortaya çıkaracaktır: Birincisi, devlet ile sınıf mücadelesi arasındaki ilişkinin incelenmesini olanaksız hale getirecektir. Üretimin taşıyıcılarının yapının destekçileri olarak değil de, sınıfsal niteliklerinden yalıtılmış bireyler özneler olarak kavranmasına neden olacaktır. Toplumun farklı sosyal sınıflardan oluştuğu gerçeği yerine, toplumun bireylerden oluştuğunu kabul etmek gerekecektir. Ayrıca, devletin hem ekonomik bireylerle olan ilişkisini, hem de devletin sınıf ve sınıf mücadelesiyle olan ilişkisinin kurulması imkansız hale gelecektir. Dolayısıyla, kapitalist devlet birey-öznelerden oluşan sivil toplum ile devlet ayrımı da iki alanın karşılıklı ilişkisi üzerinden tanımlanacaktır. İkincisi, sivil toplum devlet ayrımının ideolojik sorunsalının altında bir takım gerçeklerin incelenmesi imkansız hale gelecektir. Mesela, kapitalist üretim tarzının egemenliği altındaki ekonomik düzeyin siyasal düzey karşısındaki özerkliği, ideolojinin bu düzeyler üzerindeki etkisi, yapılar arasındaki ilişkilerin sınıf mücadelesi alanı üzerindeki etkileri göz ardı edilmiş olacaktır. Kısacası, Poulantzas’ın yapmaya çalıştığı kapitalist devletin hem üretim ilişkilerinin yapılarıyla, hem de sınıf mücadelesinin alanıyla olan ilişkilerini göstermektir.

Devletin esas rolü, hegemonik sınıf veya fraksiyonun koruması altında iktidar blokunun siyasi birliğini örgütleyici bir faktör olarak ortaya çıkar. Devletin, iktidar blokunu, hegemonik sınıf veya fraksiyonunun koruması altında örgütlemesi devletin iktidar bloku karşısındaki görece özerkliği temelinde kavranmalıdır. Kapitalist devletin işlevi onun iktidar bloku ve hegemonik sınıf veya fraksiyonu karşısındaki görece özerkliğini belirler. Poulantzas’a göre, devletin bu özerkliği farklı dönemlerde farklı biçimler altında ortaya çıkabilir: Birincisi, devlet, iktidar blokunu oluşturan diğer sınıflarının veya fraksiyonların çıkarlarının hegemonik sınıf veya fraksiyonun çıkarları karşısında siyasal açıdan güvencesini sağlayıcı bir faktör olarak kendini ortaya koyabilir. İkincisi, devlet, blok içindeki sınıflar arasında ortaya çıkan olası bir beraberlik durumunda egemen sınıfları ve fraksiyonları, hegemonik durumda bulunan sınıf veya fraksiyona karşı savunabilir.

Poulantzas, devlet ile egemen sınıfların siyasal çıkarları arasında bir ayrım yapar. Çünkü, devlet, egemen sınıfların siyasal çıkarlarını örgütleme ve koruma yönündeki işlevi, egemen sınıflar karşısındaki görece özerkliği sayesinde yerine getirir. Devletin egemen sınıflar karşısındaki görece özerkliği onun sınıf iktidarının siyasal birliğini temsil ettiği gerçeğini gizlemesine yardımcı olur. Devlet, sınıflar arasındaki siyasal sınıf mücadelesinde tarafsız bir uğrak değildir. Ekonomik ve siyasal mücadelelerden özerk olarak siyasal iktidarı elinde tutan hegemonik sınıf veya fraksiyon, ekonomik çıkarlarını siyasal çıkarlar altında yerleştirmesi sayesinde egemenliğini sürekli kılma fırsatına kavuşur. Poulantzas, burjuvazinin örgütlenme sürecindeki güçsüzlüğünü iki nedene dayandırarak açıklar. Birincisi, burjuvazinin siyasal düzeydeki güçsüzlüğü kendi içsel birliğini gerçekleştirmedeki yetersizliğinden kaynaklanır. Çünkü, burjuvazinin farklı fraksiyonlardan meydana geliyor oluşu, ortak çıkarlar temelinde siyasal bir birlik oluşturmasına engel olur. İkincisi, burjuvazinin egemen olmayan sınıflar karşısında yürüttüğü siyasal mücadelede yetersiz kalışı, siyasal hegemonyasını kurmasını olanaksız hale getirir. Poulantzas’a göre, devlet, burjuvazinin siyasal örgütlenmesini gerçekleştirme kapasitesindeki bu yetersizliği karşısında, müdahalelerde bulunarak önemli bir rol üstlenir. Devletin üstlendiği bu rol burjuvazinin siyasal çıkarlarını gerçekleştirmek ve onun siyasal hegemonyasını kurma şeklinde ortaya çıkar.

Poulantzas, faşizme ve askeri diktatörlüklere yönelik teorik bir çerçeve oluşturmaya çalıştığı metinlerinde, bir tarih yazımı yapmamıştır. Daha doğrusu, Poulantzas, tekil olgulardan yola çıkarak tarihsel olayları ardı ardına sıralayıp kronolojik bir tarihsel çözümleme yapmamış, aksine bir süreç analizini yeğlemiştir. Bu analiz çerçevesinde olağanüstü rejimlerin gelişim ve iktidara yerleşme aşamalarının kırılma noktalarını belirlemiştir. Poulantzas olağanüstü rejim analizlerini dört tartışma çevresinde yürütmüştür. Bunlardan birincisi, olağanüstü rejimlere sahip ülkelerin uluslararası kapitalist sistem içerisindeki diğer ülkelerle karşılaştırmalı konumu ve özgül siyasal ve toplumsal yapısıdır. İkincisi, söz konusu rejim tiplerinin üzerinde yükseldiği ülke içi toplumsal koşullardır. Dolayısıyla bu rejimlerin ortaya çıktığı konjonktürde ülke içindeki sınıf mücadelesinin ritmi ve tarafların gücü sorunundan türetilmiş  sınıf mücadelesinin özgül durumu ikinci tartışma başlığına aittir. Üçüncü tartışma ise olağanüstü rejimlerin ortaya çıktığı toplumsal formasyonda, egemen sınıfların ideolojik ve siyasal örgütlülüğünün düzeyine ve bu sınıfların bir aradalık derecesine odaklıdır. Son olarak dördüncü nokta ise bir olağanüstü rejim döneminde kapitalist devletin sahip olduğu göreli özerkliğin durumu, bir başka deyişle, yönetici sınıf ile egemen sınıfın bağı meselesidir. 

Poulantzas’a göre, faşizm ve askeri diktatörlükler, olağanüstü rejim biçimleri olarak özgül bir alanı işaretlemekle birlikte, birbirlerine benzeyen özellikler de sergilemektedirler. Örneğin askeri diktatörlükler, konjonktürel olarak faşizan eğilimler gösterebilmekte, faşist devlet ise yayılmacı karakterinden dolayı askeri yöntemleri öne çıkartabilmektedir. Buna karşın faşizm ve askeri diktatörlükler arasında üç temel fark mevcuttur. Birinci fark kendisini devletin dayandığı zor aracında ortaya koymaktadır. Faşizmde, iktidarın güç uygulama aracı polis aygıtıyken, askeri diktatörlüklerde ise ordu, sınıf mücadelesinin özgül durumuna göre de facto burjuvazinin siyasi temsilciliğini üstlenmektedir. İkinci temel fark, egemen sınıflar ile yönetici sınıfın ilişkisi noktasındadır. Faşizmde tekelci sermayenin yönetici sınıf statüsüne erişmesi ve kontrolü doğrudan ele geçirmesi söz konusuyken, askeri diktatörlüklerde siyasal temsilcilerin temsil ettikleri sınıfla bağlarının kopması sonucu değişmesi gündemdedir. Üçüncü olarak faşist rejimler hükümet olma hakkını tamamen anayasal yollarla ve seçimle kazanırken, askeri diktatörlüklerin iktidara yerleşmesi hukuk dışı yollarla ve zor aracılığıyla gerçekleşmektedir. Poulantzas açısından kapitalizme dayanan bir siyasal rejimin olağanüstü bir devlet tipine dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyecek olgu sınıf mücadelesidir. Bu analiz yöntemi uyarınca, kişiler ya da bireyler tarihin hareketinde belirleyici değildir. Üstelik aynı durum, dış etkenler konusunda da geçerlidir. Bir kapitalist toplumsal formasyondaki rejim değişikliği, her zaman ağırlıklı olarak iç koşullar tarafından belirlenmektedir. Örneğin Almanya ve İtalya deneyimleri, liderlerin kişisel tercihleri ve pratikleri nedeniyle ortaya çıkmadığı gibi, salt emperyalist yönlendirmeler sonucu da gündeme gelmemiştir. 

Biyografik Not: 

Nicos Poulantzas (1936-1979): Yunan asıllı Fransız düşünür, euro-komünist ve eylemci. 1936 yılında Atina’da doğdu. 1953 yılında Atina Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Üniversite öğrencisiyken YunanistaKomünist Partisi’nin gençlik kollarında siyasal faaliyetlerde bulundu. 1960 yılında, Fransa’ya gitti ve 1960 ve 70’ler boyunca Fransa’da yaşadı. 1964’e kadar Université Panthéon-Sorbonne’da hukuk felsefesi dersleri verdi. Poulantzas’ın Marksist düşüncede derinleşmesi bu tarihten sonra Balibar ve  Althusser aracılığıyla olmuştur. Otoriter rejim ve kurallara karşı savaşı, solun, dogmatizmin getirdiği katılığı yeneceği inancı ve sosyalist demokrasiye bağlılığı, eserlerine ve yazın hayatına damgasını vurmuştur. Poulantzas, 3 Ekim 1979 yılında 43 yaşında Paris yakınlarındaki evinde intihar etmiştir.

Hazırlayan: Göker Makaskıran