Çeviri: Jacques Lacan ile Söyleşi – I

 

fl

Aşağıda yer alan metin, Emilio Granzotto’nun Jacques Lacan ile Panorama dergisi için 1974’te yaptığı söyleşinin bir bölümünün çevirisidir. Söyleşi, Şubat 2004’te Magazine Littéraire’in 428’inci sayısında da yayımlanmıştır. 

Emilio Granzotto. Psikanalizin krizinden gitgide daha sık bahsedilmeye başladı. Sigmund Freud’un ötesine geçildiği ve günümüz toplumunun da, Freud’un eserinin ne insanı anlamak ne de insanın dünyayla ilişkisini derinlemesine yorumlamak adına yeterli olacağını keşfettiği söyleniyor.

Jacques Lacan. Bunlar hikaye. 

İlk olarak, kriz. Bir kriz yok, olamaz da. Psikanaliz kendi sınırlarına tamamen ulaşmış değil henüz. Uygulama ve bilgi anlamında daha keşfedilecek çok şey var. Psikanalizde hemen bulunan çözümler değil, sebepleri bulmak için yapılan uzun ve sabır gerektiren araştırmalar mevcuttur.

İkinci olarak da Freud.

Kendisini bütünüyle anlamamışken, ötesine geçildiği hükmüne nasıl varabiliriz? Kesin olan şu ki, bizi tamamen yeni şeylerle tanıştırdı, Freud’dan önce hayal bile edemeyeceğimiz şeylerle. Bilinçdışının sorunlarından, cinselliğin önemine kadar; simgesele erişimden, dilin yasalarına tabiyete kadar.    

Onun öğretisi hakikati sorguladı; bu, herkesi ve bireysel anlamda da her birimizi ilgilendiren bir mesele. Bu bir krizden çok daha farklı bir şey. Tekrar ediyorum: Freud’dan uzağız. Onun adı pek çok şeyi örtmeye de yaradı, onun yolundan sapmalar oldu, ardılları örüntüyü her zaman sadakatle takip etmedi, karışıklıklar ortaya çıktı. 1939’daki ölümünden sonra, öğrencilerinden bazıları da psikanalizi farklı bir biçimde uyguladıklarını ileri sürdüler, onun öğrettiklerini birkaç sıradan formüle indirgeyerek: yordam, prosedür gibiydi; pratik, davranış sağaltımıyla sınırlandırılmıştı ve yöntem de bireyin kendi sosyal çevresine uyumunun yeniden sağlanmasıydı. Konforlu psikanaliz, salon psikanalizi, Freud’un olumsuzlanmasıdır.  

Fakat bunu öngörmüştü o. “Tahammül edilemez üç durum var” demişti, “imkansız üç görev: yönetmek, eğitmek ve psikanalizi uygulamak”. Bugünlerde, yönetim sorumluluğunun kimde olduğunun önemi yok ve herkes de eğitimci olduğunu iddia etmekte. Psikanalistlere gelecek olursak, bereket versin ki, müneccimler ve şifacılar gibi zenginleşmekteler. İnsanlara yardım etme teklifinde bulunmak, başarılı olunacağına dair güvence vermek demektir ve müşteriler de kapıya yığılır. Oysa psikanaliz başka bir şey.

Emilio Granzotto. Tam olarak nedir peki?

Jacques Lacan. Ben onu semptom olarak tanımlıyorum – içerisinde yaşadığımız medeniyetin rahatsızlığını açığa vuran. Elbette bir felsefe değil. Felsefeden nefret ediyorum; felsefe yeni bir şey söylemeyeli epey uzun zaman oldu. Psikanaliz bir inanç da değil ve onu bir bilim olarak adlandırmak da hoşuma gitmiyor. Bir pratik olduğunu ve yolunda gitmeyen konularla iştigal ettiğini söyleyelim. Son derece zor çünkü imkansızı ve düşseli günlük hayata dahil ettiği iddiasında. Şimdiye kadar birtakım sonuçlar elde etti ancak henüz kuralları yok ve her tür müphemliğe de elverişli.  

Gerek tıp açısından gerekse psikoloji ve tamamlayıcıları bakımından, bütünüyle yeni bir şeyin söz konusu olduğunu unutmamak gerek. Ayrıca çok da genç. Freud öleli henüz otuz beş yıl oldu. İlk kitabı Rüyaların Yorumu, 1900’de yayımlanmıştı ve pek başarılı olmamıştı. Birkaç yıl içerisinde üç yüz adet satmıştı sanırım. Az sayıda öğrencisi vardı ve onlara deli gözüyle bakılıyordu, hatta, öğrendiklerini nasıl uygulayacakları ve yorumlayacakları üzerinde de mutabık değildiler.  

Emilio Granzotto. Günümüzde insanın sorunu ne?

Jacques Lacan. Bu büyük yorgunluk, ilerleme yarışının bir sonucu olarak hayat. Psikanaliz yoluyla, insanlar bu yorgunluğu sürükleyerek nereye kadar gidebileceklerini keşfetmeyi umuyorlar.

Emilio Granzotto. İnsanları kendilerini incelemeye iten nedir?

Jacques Lacan. Korku. İnsan, anlam veremediği şeyler başına geldiğinde, bunlar kendi isteğiyle gerçekleşmiş olsa dahi, korkar. Anlamamaktan muzdarip olur ve yavaş yavaş panik durumuna düşer. Bu nevrozdur. Histerik nevrozda, beden hasta olma korkusuyla hasta olur fakat aslında hasta değildir. Takıntılı nevrozda ise, korku zihne tuhaf şeyler, kontrol altına alınamayan düşünceler, biçimlerin ve nesnelerin farklı ve korkutucu anlamlar kazandığı fobiler sokar.

Emilio Granzotto. Örnek verecek olursak?    

Jacques Lacan. Nevrotik kişi, korkunç bir ihtiyaç tarafından, bir musluğun gerçekten kapalı olup olmadığını ya da bir nesnenin yerinde durup durmadığını onlarca kez kontrol etmeye mecbur bırakılmış hisseder fakat bu esnada, musluğun olması gerektiği gibi olduğundan ve nesnenin de bulunması gereken yerde bulunduğundan gayet emindir. Bunu iyileştirecek bir ilaç yok. Ne sebeple gerçekleştiğini bulmak ve bunun ne anlam ifade ettiğini öğrenmek gerekiyor.  

Emilio Granzotto. Peki tedavisi nedir?

Jacques Lacan. Nevrotik kişi, sözle iyileşen bir hastadır; her şeyden önce de kendi sözleriyle. Konuşması gerekir, anlatması, kendisini ifade etmesi. Freud, psikanalizi, başka bir kişiye yöneltilen sözlerden teşkil olduğu ölçüde, öznenin geçmişinin öznenin kendisi tarafından varsayımı olarak tanımlar. Psikanaliz sözün egemenliğidir ve başka bir ilaç da yok. Freud, bilinçdışının, bilinç derinleşmesine açık olmadığı için çok da derin olmadığını anlatmıştı. Dahası, bu bilinçdışında konuşanın, özneyi aşkın, özne içerisinde bir özne olduğunu söylemişti. Söz, psikanalizin büyük gücüdür.

Emilio Granzotto. Kimin sözü? Hastanınki mi psikanalistinki mi?

Jacques Lacan. Psikanalizde “hasta”, “doktor”, “ilaç” terimleri, genel olarak benimsediğimiz edilgen ifadeler kadar yanlış. “Psikanaliz edilmek” diyoruz. Bu yanlış. Analiz esnasında asıl işi yapan, konuşan kişidir, analizan öznedir; bunu, nasıl ilerlemesi gerektiğini belirten ve müdahaleleriyle ona yardımcı olan analistin telkin ettiği biçimde yapsa bile. Onun da bir yorumu bulunmaktadır.

Analist, ilk bakışta, analizanın söylediğine bir anlam yükler gibi görünür. Gerçekte ise, öznenin muzdarip olduğu şeylerin anlamını silme eğiliminde olan yorum, daha incedir. Burada amaç, semptomun -ya da hastalığın diyelim- hiçbir şeyle hiçbir bağlantısı olmadığını, herhangi bir anlamdan yoksun olduğunu, özneye kendi hikayesi üzerinden göstermektir. Hastalık görünüşte gerçek olsa da, aslında mevcut değildir.  

Bu konuşma ediminin ilerlediği yollar, çok sayıda uygulama ve sonsuz bir sabır gerektirir. Psikanalizin araçları, sabır ve ölçüm. Yöntem de analizan özneye sağlanan yardımı ölçmeyi bilmekten ibaret. Netice itibarıyla, psikanaliz zordur.

Emilio Granzotto. Jacques Lacan’dan bahsedilirken, bu isim kaçınılmaz biçimde bir tabirle birlikte anılmakta: “Freud’a dönüş”. Bu ne ifade ediyor? 

Jacques Lacan. Tam olarak öyle. Psikanaliz, Freud demektir. Psikanaliz yapmak istiyorsak, Freud’a dönmemiz gerek, onun gerçek anlamda okunmuş ve yorumlanmış terimlerine ve tanımlarına dönmemiz gerek. Paris’te tam da bu amaçla bir Freudyen Okul kurdum. Ben bu konudaki görüşümü belirteli yirmi yıldan fazla oluyor: Freud’a dönüş, Freud’un çalışmasından yola çıkılarak tanımlanmış ve sıralanmış ilkeler doğrultusunda, öğretisinin okumasını yeniden ele alarak, varoluşçu fenomenolojinin -sözgelimi, psikanaliz çevrelerinin kurumsal biçimciliği gibi- sapmalar ve muğlaklar alanını temizlemeyi ifade ediyor. Freud’u yeniden okumak, basitçe, Freud’u yeniden okumak demektir. Bunu yapmayan, psikanalizde yanlış bir yöntem uygular.

Emilio Granzotto. Fakat Freud zor ve Lacan’ın da onu tamamen anlaşılmaz hale getirdiği söyleniyor. Lacan, yalnızca takipçilerinden çok azının anlamayı ümit edebileceği biçimde konuşmakla ve -bilhassa da- yazmakla eleştirilmekte.

Jacques Lacan. Bunu biliyorum; düşüncesini duman perdelerinin içerisinde saklayan karanlık bir insan olarak görüyorlar beni. Neden böyle diye kendime soruyorum. Analiz hususunda, Freud’la beraber tekrar ediyorum ki bu “hakikatin gerçeğin içine girdiği, öznelerarası bir oyun”. Bu anlaşılır değil mi? Ne var ki, psikanaliz çoluk çocuk işi de değil.

Kitaplarım anlaşılmaz olarak tanımlanıyor. Ama kimin için anlaşılmaz? Onları herkes için ve herkes tarafından anlaşılmaları için yazmadım. Bilakis, herhangi bir okuyucuyu memnun etmekle en ufak bir ilgim olmadı asla. Söyleyeceğim şeyler vardı ve onları söyledim. Okuyan bir kitleye sahip olmak benim için yeterli. Eğer anlamıyorlarsa, sabırlı olsunlar. Okuyucu sayısına gelecek olursak, Freud’a göre daha fazla şansım oldu. Kitaplarım gereğinden çok bile okundu, buna şaşırmış durumdayım.    

Şöyle de bir kanaatim var ki, en fazla on yıl içerisinde, beni okuyan bir kişi, güzel bir bira bardağı gibi bütünüyle şeffaf olduğumu düşünecek. O zaman belki de şunu diyecekler: “Yahu şu Lacan da ne kadar sıradan!”

Türkçeleştiren: Banu Barış

Çeviri: Jacques Lacan ile Söyleşi – I” üzerine bir yorum

  1. Geri bildirim: İnsanları kendilerini incelemeye iten nedir? | FamaHaber

Yorumlar kapalı.