Kitap tanıtımı: Toplumun Kuruluşu / Anthony Giddens / Bilim ve Sanat Yayınları

toplumkur

Kitabın Künyesi

Kitabın Adı: Toplumun Kuruluşu

Yazarı: Anthony Giddens

Çevirmen: Hüseyin Özel

Yayınevi: Bilim ve Sanat Yayınları

Basım Yılı: 1999

Sayfa Sayısı: 480

Kitap Hakkında Notlar:

1) Giddensçı perspektif yapıyı, kurallar ve kaynaklar seti olarak ele almaktadır. Bu tanım yazarın yapılanma (structuration) yaklasımına içkindir. Giddens’a göre yapılar, kurallar ve kaynaklar olarak analiz edilebilirler. Burada yapı ve sistem arasında bir ayrım gözetilmelidir. Sosyal sistemler; aktörler ve kolektifler arasında gerçeklesen ve zaman ve mekân içerisinde istikrarlı olarak yeniden üretilen ilişki kalıpları hâlinde tertiplenmişlerdir. Giddens’ın Durkheim’ın sosyal olgu anlayışının bir kısmını, yapı ve sistem olarak kendi içerisinde ayrıştırdığını görebiliyoruz. Bir başka deyişle ana akım Amerikan geleneği, Durkheim’ın tanımlamasında verili sosyal morfolojinin olgularını öne çıkarırken Giddens da kolektif temsilleri aynı işleme tabi tutmakta, bireyler arasındaki dayanışma ve işbölümlerinden türeyen karşılıklı bağımlılıklar ve çatışmalardan kaynaklanan kolektif ilişkileri sosyal olguların içeriğinden dışlamaktadır.

2) Kitaptan yola çıkarak Giddens’ın yapı kavramı tanımı üzerine şunlar söylenebilir: Öncelikle Giddens, öznelerin karşı karşıya kaldığı nesnel ilişki setleri olarak yapı kavramından kurtulmaya çalışmaktadır. Bu noktada yöntemsel bireyciliğe benzer maksadı haiz olduğu söylenebilirse de; haksızlık etmemek için ekleyelim: Giddens, yapısalcılığa mündemiç yapı kavramından kurtulmaya çalışırken -aynı anda- sosyal eylemleri, bireyin davranışlarına gönderme yaparak açıklama yönündeki çabaları da reddetmektedir. Daha önce de belirttiğimiz gibi yazar, bu suretle Amerikan geleneğine mündemiç sıkıntıların ceremesini taşımaktan kurtulmuştur. Diğer yandan yapı ve sistemi ayırıp yapıyı ilişki kalıplarından temizlemekle, yapının belirleyiciliğini normun belirleyiciliğine indirmiştir.

3) Yapı, sosyal sistemleri inşa eden pratiklerin hem dolayımını (vasıtasını) hem de neticesini vermektedir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, başka birçok perspektif içerisinden yapı olarak kabul edilen şeyin, Giddens’ın teorizasyonunda, sosyal sistem olarak adlandırılmasıdır. Sosyal sistemlerin ihtiva ettiği ilişki kalıpları bir kez yapı kavramının içeriğinden boşaltıldığında, yapı kavramı kurallar ve kaynaklar olarak ele alınabilmektedir. Böylelikle yapılanma süreci toplumsal ilişkileri ihtiva etmeyen yapı seviyesinde gerçekleşmekte ve sosyal sistemlerin (ve bunların muhtevası olan üretim ilişkilerinin) yapılanma sürecine müdahalesi ya da aksi, bütünü ile tartışma dışında kalmaktadır. Sosyal sistemlerle yapı arasındaki kopukluk (yapılanma sürecinin üretim ilişkilerini içermeyen yapı ile sınırlı kalması durumu), nesnel ilişkilerin yapılanma sürecine müdahalesini imkânsız kılmakta ve bu tarz bir teorizasyon neticesinde Giddens’ın “yapılanma”sı sadece ve sadece fenomenler düzeyinde kalmaktadır.

4) Ele almakta olduğumuz teorik tavır özne/fail olarak kabul edilen entitelerin davranışlarının açıklanması üzerinde de esaslı neticeler doğurur: Davranışların yapılanması ve motive edilmesinde nesnel ilişkilerin (ve dolayısı ile sınıf etkisi doğuran yapıların) rolü sıfıra indirgenir. Bu yaklaşım içerisinden bakıldığında grev, nereden geldiği pek de belli olmayan birtakım kurallar ve kaynaklar bazında açıklanacaktır. Endüstri ilişkilerinin yapısı, sermaye birikim rejiminin durumu, ilgili ülkenin bir merkez ülke olup olmadığı, yedek isçi ordusunun vaziyeti, dünyanın kaç kutuplu olduğu gibi mesele ve soruların bu açıklamayı yapanların gündemine girmesi beklenemez. Sosyal yapının kurallar ve kaynaklar olarak kavramsallaştırılması, toplumun örgütsel ve kurumsal özelliklerinin, insan davranışının gölge-fenomenine indirgenmesi ile neticelenecektir.

5) Giddens, yapısalcı yaklaşımlarda, yapının haricî ve sınırlayıcı bir tarzda kullanıldığını, oysa onun bir de imkân dâhiline sokan (enabling) veçhesi olduğunu belirtmektedir. Bu saptama, bu çalışmanın bir sonraki başlığı içerisinden yapılan teorizasyonun nerede ise bütününü göz ardı etmektedir. Buna ek olarak Giddens’ın formülasyonunda, yapının anılan bu imkân dâhiline sokma kapasitesi, yalnızca bireylerin bilinci üzerinden nedensel güç tatbik edebilmektedir. Giddens’a göre, insani toplumsal ilişkilerde mevcut yegâne nesne bilinçli olarak ya da başka bir şekilde şeyleri gerçekleştirmek maksadıyla kaynakları işleten bireysel faildir. Sosyal sistemlerin yapısal özellikleri doğanın kuvvetleri tarafından bir şeyleri belirli bir tarzda yapmaya zorlanan bir kimse gibi hareket etmez. Bir başka deyişle yapısal sınırlar, öznelerin/faillerin yaptıkları şey hakkındaki nedenleri ve belki de bilinçdışının dışavurumları haricinde varlık gösterememektedir. Failin zihninde yeniden üretilmedikleri sürece yapıların ve kurumların varlığı tehlikeye girmektedir. Eylemle içsel olarak rabıtalı ve bu nedenle dolayımlı olarak failin eyleminin etkileri üzerinden varılabilen bir yapı fikriyle karşı karşıyayız. Giddens’ın formülasyonunda toplumsal ilişkilerin bağımsız nedensel etkisini içermeyen ve bu nedenle de sanal hâlde tasarlanan sosyal yapı, varlığını bilgi dolayımı ile bireylerin zihnine borçlanmak durumunda kalır. Öyleyse bilgiye ve farkında olma hâline bu kadar sıkı bir şekilde bağlamakla, Giddens, ontolojik bir kategoriyi epistemolojik bir kategoriye indirgemektedir. Ontolojik bir kategorinin epistemolojik bir kategoriye indirilmesi hem faillerin hem de yapının bir fenomenler denizi içerisinde çözülerek ortadan kalkmasıyla sonuçlanır.

Hazırlayan: Göker Makaskıran