Kitap tanıtımı: Toplumsal Cinsiyet – Faydalı Bir Tarihsel Analiz Kategorisi / Joan W. Scott

fem

Kitabın Künyesi

Kitabın Adı: Toplumsal Cinsiyet – Faydalı Bir Tarihsel Analiz Kategorisi

Yazarı: Joan W. Scott

Yayınevi: Agora Kitaplığı

Çevirmeni: Aykut Tunç Kılıç

Basım Yılı: 2007

Sayfa Sayısı: 57

Kitap Hakkında Notlar:

1) Toplumsal cinsiyet (gender) kavramı feminist teori içerisinde pek çok farklı anlamda kullanılmıştır. Bu kullanımların tarihsel kategorik bir analizini sunan Joan Scott, toplumsal cinsiyet kavramının kimi zaman daha nötr bir anlama sahip olması bakımından yalnızca “kadınlar” kategorisi yerine, kimi zaman biyolojik determinizmin reddi anlamında, kimi zaman da kadın kategorisinin ilişkisel yönüne dikkat çekmek amacıyla ya da cinsler arasındaki ilişkileri düzenlemek için kullanıldığını belirtir. Dolayısıyla bu kavram, birbirinden farklı pek çok amaca hizmet etmiştir fakat genel olarak cinsiyet farklılığı sorununa üç temel yaklaşım bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi evrenselci yaklaşımdır. Evrenselci yaklaşıma göre tüm insanlar ırk, cinsiyet, dil vb. sebeplerden kaynaklanan farklılıklar gözetilmeksizin aynı biçimde bireydirler. Dolayısıyla erkek ve kadın arasındaki farklılık kendi başına önemsizdir, onun belirleyiciliği güç ilişkilerinin bir sonucudur. Erkek ya da kadın olsun her insan, diğer öznelerle eşit ve aynı aklı paylaşan özerk bir özne olarak kabul edilir. Fransız feminist Simone de Beauvoir bu görüşün en önemli savunucusu olarak gösterilmektedir. İkinci yaklaşım ise eşitlik imkanının özdeşlikte değil tam tersine farklılıkta bulunduğunu savunan yaklaşımdır. Luce Irigaray, Julia Kristeva gibi düşünürler bu yaklaşımı benimseyerek kadının özgüllüğüne vurgu yaparak eril dünyanın tekçiliğine direnmektedirler. Kadın evrenselin alanına ancak kendi özgüllüğünden feragat ederek, eril bir tutum takınarak girebilmiştir. O nedenle bu yaklaşımla hedeflenen, kadının evrenselin alanına kadın olarak tüm özgüllüğü ve farklılıklarıyla girebilmesini sağlamaktır. Üçüncüsü ise, Butler’ın benimsediği postmodern yaklaşımdır ve bu yaklaşım ne evrenselciler gibi “bir”den ne de farklılıkçılar gibi “iki”den yanadır. Burada artık cinsiyet farklılığı sorununa cinsiyet ve toplumsal cinsiyet ayrımının reddedildiği, cinsiyetlerin maddeleştirilemeyeceğinin iddia edildiği ve daha sonraları cinsel kimliklerin yıkılmasına dayanan queer (kuir) teorinin gelişmesine yol açan bir yaklaşım sergilenmektedir.

2) Foucault, “cinsiyet” adı verilen kategorinin, “cinselliğin dışavurumlarını taşıyan bir kök salma noktası değil, tarihsel olarak cinsellik tertibatının içinde oluşmuş karmaşık bir düşünce” olduğunu ileri sürer. Yani Foucault için “cinsellik” kavramı yapay bir birlik çerçevesinde anatomik öğeleri, biyolojik işlevleri, davranışları, duyumları ve hazları bir araya toplamaya sağlayan bir ilke ve bu hayali birliğin nedensel bir ilkesi halini almıştır. Foucault’ya göre eğer cinselliğin çeşitli mekanizmalarını taktik olarak devirmekle iktidarın etkilerine karşı, bedenlere, hazlara, bilgilere çoğullukları ve direnme olanakları çerçevesinde değer kazandırmak istiyorsak, cinsiyet düzenlemeleri düzleminden kurtulmamız gerekir. Cinsellik tertibatına karşı saldırıda bulunmak için dayanak noktası bir cinsiyet-arzu değil, bedenler ve hazlar olmalıdır. Yani Foucault için cinsellik veya cinsiyet doğal bir gerçeklik değil, bireyin gözlem ve denetim altında tutulmasını sağlayan söylemler ve uygulamalar dizisinin bir ürünüdür. Foucault’nun cinselliğe ve cinsiyete dair görüşleri Judith Butler için oldukça önemlidir çünkü Butler’a göre Foucault cinsiyetin tek anlamlı inşasının ardındaki şu üç nedeni keşfetmiştir: Birincisi, cinsiyet toplumsal olarak üretilip denetlenmesi uğruna üretilmiştir. İkincisi, birbirinden farklı ve kopuk çeşitli cinsel işlevleri gizleyip yapay olarak birleştirme işlevi görür. Son olarak da, söylem içinde bir nedenmiş gibi durur, her türlü duyumu, hazzı ve arzuyu cinsiyete özgü bir halde üreten ve idrak edilebilir kılan bir özmüş gibi sunar. Cinsiyetin bu yanlış ve tek anlamlı inşasına karşın Foucault başka bir öneri sunar. Buna göre, cinsiyet bir neden değil bir sonuç olarak ele alınmalıdır. Bedensel hazların süregiden nedeni ve imlemi olarak kavranan “cinsiyet”in yerine Foucault, açık ve girift bir tarihsel söylem ve iktidar sistemi olarak “cinsellik”i koymayı önerir.

3) Cinsel farklılık sorununa psikanalitik yaklaşım, her ne kadar ataerkil varsayımlara dayansa da önemlidir. Bu konuda en ataerkil varsayımlar Freud tarafından kullanılmıştır. Bilindiği üzere Freud psikoseksüel gelişimi oidipus kompleksiyle açıklar. Oidipus kompleksine göre, oğlan çocuğu kendisine ilk aşk nesnesi olarak anneyi seçer. Annesine karşı ensest arzular barındıran çocuk baba tarafından iğdiş edileceği korkusuna kapılır ve bu korku sayesinde ensest arzularından vazgeçerek babasıyla özdeşleştirir kendini. Kız çocukları için ise durum biraz daha farklıdır. Yine erkek çocuğunda olduğu gibi ilk aşk nesnesi olarak burada da anne seçilmiştir. Ancak kız çocuğunda penis kıskançlığı vardır ve bu kıskançlıktan doğan eksiklik hissi, babadan bir çocuk sahip olma isteği yaratır; böylelikle kız çocuğu aşk nesnesini değiştirmiş olur. Görüldüğü gibi ,erkek ya da kız çocuğu olsun farketmez, psikoseksüel gelişimin her aşamasında merkezde penis bulunmaktadır. Dolayısıyla bu anlamda Freud feministlerin eleştiri odağı haline gelmiştir fakat yine de ödipal aile ilişkilerinde görülen öznenin “öteki”ye maruz kalarak kurulduğunu keşfetmesi ve ayrıca bilinçaltı, ego, süperego, id gibi öznenin bölünmüşlüğüne ve parçalanmışlığına dikkatleri çekerek öznellik sorununa yeni bir bakış getirmiş, özcülüğe karşı üretilen argümanlar adına bir kalkış noktası sunmuştur. 

Hazırlayan: Göker Makaskıran