Heidegger’in Penceresinden: Schelling’in İnsan Özgürlüğünün Mahiyeti Üzerine Denemesi ve Anaximandros Fragmanı

schelling

F.W.J. von Schelling’in özgürlük üzerine denemesini Heidegger için önemli kılan husus, onun bu denemede özgürlük sorununu ve bu sorunla ilişkili olan bütünlük ve kötülük sorunlarını ontolojik bir perspektifle ele alıyor olmasıdır. Heidegger’e göre, tam da bu perspektif nedeniyle Schelling, özgürlüğü, insan isteminin bir niteliği (özgür istenç doktrini) olarak değil, bir bütün olarak varlıklara temel teşkil eden gerçek varlığın bir tabiatı, insanın, kendini içinde bulduğu ve gerçekleştirdiği kuşatıcı ve nüfuz edici bir tabiat olarak anlamıştır. Schelling’te, tıpkı özgürlük gibi, onunla ilişkili olan bütünlük ve kötülük de, “Varlık”ın birer tarzı (mode) olarak görülmüştür.

Schelling’e göre, özgürlük, iyi ve kötünün imkânı olarak anlaşılmalıdır. Bu imkân, Tanrı’da ayrılamayan iki prensibin; Tanrı’nın karanlık, olgunlaşmamış yönüne işaret eden Zemin (Grund) ve Tanrı’nın kendini ifşa etmesi anlamını içeren Varoluş’un (Existence) insanda ayrılmasıyla birlikte ortaya çıkar. Tanrısal ifşanın bir sonucu olarak, diğer varlıklar da kendi tarzlarında mevcut olurlar. Özgürlük, işte bu olagelme, tanrısal ifşanın varlıklardaki görünümü anlamına gelir. Yani her varlık bir zemine sahip olmasına karşın varoluş prensibi gereği oluş halinde bulunur. Bu durumda kötülük; insanın, varoluş prensibini, yani aktüelliğini unutarak kendi istemini (kendi zeminini) sabitleştirmesi ve onu evrensel istemle özdeşleştirmesine –zemin ve varoluşun sahte birliğine- karşılık gelirken, iyilik; insanın diğer varlıklarla bağlantılı bir biçimde tanrısal ifşaya paralel olarak mevcut olagelmesi ve bu ifşanın sonunda gerçekleşen bütünlüğün uyumlu bir parçasını oluşturmasına işaret eder. Başka bir ifadeyle, kötülük, varlıklar arasındaki bağlantısızlık anlamına gelirken, iyilik, bu bağlantının kurulabildiği bütünlüğe vurgu yapar.

Her iki durum da, tanrısal ifşanın bir tezahürüne (Varlık’ın bir tarzına) karşılık geldiğinden, Schelling’te kötülük, bir insanî nitelik ya da bireysel bir seçimin sonucu olarak düşünülmez. Üstelik kötülük; kötülük imkânı, yani Zemin ve Varoluş’un ayrılması iyi ile neticelenecek olan varlıksal ifşanın bir koşulu olduğundan, yadsınması gereken negatif bir şey olarak da görülmez. Zira, Schelling’in düşünce izleği dikkate alındığında, kötülük imkânının olmadığı bir durumda, Tanrı’nın gerçek bir Tanrı olmasının, yani Tanrı’nın kendisini tanımasını sağlayacak bütünlüğe ulaşmasının imkansız olacağı ortadadır. Heidegger’in de işaret etmiş olduğu üzere, Schelling’in ileri sürmüş olduğu bütünlük anlayışı, Tanrı ile diğer varlıklar arasında hiçbir ayırımın bulunmadığı türden bir panteizm olarak anlaşılmamalıdır. Şayet böyle anlaşılırsa, farklı varlık biçimleri ve buna bağlı olarak, insanın, kendi zemini üzerinde duruşu, yani onun özgürlüğü teslim edilmemiş olur.

Heidegger’e göre, Schelling’in ısrarla üzerinde durduğu şey, panteizmin –kendi panteizminin- bütün şeylerin Tanrı’da içerilmesi, Tanrı’da mevcut olmasına ilişkin bir doktrin olduğudur. Bunun anlamı, varolan şeylerin Tanrı’ya bağımlı olmasıdır. Böyle bir panteizm (bütünlük), yalnızca özgürlüğe imkân vermekle kalmaz, aynı zamanda onu gerektirir de. Yani varlıkların Tanrı’ya bağımlılığı, bağımlı olan şeyin, bağımsızlığı için bir alan açmanın ötesinde, onun, kendi varlığında özgür olma talebinin karşılığını bulması anlamını da içerir. Schelling’in özgürlük üzerine denemesi ve Heidegger’in bu denemeye ilişkin değerlendirmeleri; Heidegger’in Varlık ve varlıklar arasındaki ontolojik ayırıma atfettiği önemi, bu ayrımın bir sonucu olarak kendini gösteren varlıkların birbirleriyle bağlantılı olduğu ve her varlığın farklılığını koruduğu bütünlük anlayışını, yine temelinde bu ayrımın bulunduğu ontolojik iyi-kötü tasavvuru ve özgürlük düşüncesini anlamak bakımından önemliyken, Anaximandros Fragmanı, onun hakikat ve zaman anlayışını ve buna bağlı olarak ortaya çıkan varlıkların oluşa, değişime açık olmaları gerektiğine ilişkin bir etik anlayışı öne çıkardığı için önemlidir. Heidegger’e göre, Anaximandros, fragmanında, kökeni Platon ve Aristoteles’e kadar geri giden ve modern düşünceyi de biçimlendirmiş olan metafizik düşüncenin sunmuş olduğundan farklı bir zaman ve hakikat anlayışına işaret etmektedir. Fragmanda hem metafizik düşüncenin, tam bir bulunuş halinde, ebedî bir şimdide mevcut olan hakikat anlayışından farklı; her varlığın, “Varlık”ın ifşası ve kendini geri çekmesine uygun olarak zuhur edip, yok olduğu, oluş halinde (zamansal) bir hakikat anlayışı hem de içerisinde varlığın (hakikatin) tam bir bulunuş halinde mevcut olduğu, ölçülüp biçilebilen, homojen bir ortam olarak, daimi bir şimdi anlamındaki zaman anlayışından farklı; şimdiyi, geçmişin, geleceğin ve şimdinin birliği olarak, bir mevcut olagelme şeklinde ele alan bir zaman anlayışı dile getirilmiştir. 

Heidegger’e göre hakikat (aletheia), Varlık’ın kendini ifşa etmesi ve geri çekmesinin bir sonucu olarak zamansaldır. Gizli olmamak anlamına gelen a-lethia (lethe : saklı/unutulmuş), olumsuzunu da içerisinde taşıdığından, gizli olmaya da işaret etmektedir. İfşanın yanı sıra, gizli olma anlamı da dikkate alındığında, hakikatin -Varlık’ın kendini ifşa etmesi kadar, geri çekip gizlemesi de kendini sunması anlamına geleceği için- Varlık’ın fenomenlerdeki görünümü ile sınırlandırılamayacağı (bu sınırlandırma, Varlık’ın tam bir bulunuş halinde olduğunu kabul ederek, onun, kendini gizleyen mahiyetini yadsımak anlamına gelir) açıktır.

Hazırlayan: Göker Makaskıran

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s