Çeviri: Entropi üzerine – Jacques Lacan

 

lacccccan

(…) Böylece imleyen bir özneyi bir başka imleyene temsil etmekle ifadelendiriliverir. Bu açıcı tekrarlamaya, keyfiyete [jouissance] yönelik bu tekrarlamaya anlam verirken başlangıç noktamız budur.

Belli bir düzeyde bilgiye hükmeden, onu ifadelendiren, saf biçimsel gerekliliklerdir, yazının gereklilikleri, bu da günümüzde belli tipte bir mantığa yol açar. Şimdi, bir deneyimle, çağdaş mantık deneyimiyle (ki bu kendi içinde ve herşeyden önce yazının manipülasyonudur) desteklenebilecek bu bilgi tipi, analitik klinikte tekrarlamanın etkisini ölçme meselesinde iş başında olan bilginin aynısıdır. Başka deyişle, bize en damıtık gözüken bu bilgi, onu ampirisizmden damıtarak çıkarmamızın hiçbir yolu olmadığı gayet açık da olsa, daha en başta getirilmiş olduğu görülen o bilginin aynısıdır.

Buradaki bu bilgi kendi kaynaklarını açığa çıkarır, tekrarlamada, öncelikle birsel özellik [einziger Zug, trait unaire, unary trait] biçiminde, keyfiyetin aracı olduğunun bulunmasıyla açığa çıkarır — tam olarak keyfiyetin hayatın olağan gerilimlerine haz terimi altında dayatılmış sınırların ötesine gitmesi ölçüsünde.

Bu biçimleştirmeden açığa çıkıveren şey, Lacan’ı izleyeceksek, az önce dediğimiz gibi, ortada bir keyfiyet kaybı olmasıdır. Ve tekrarlamayla getirilen kayıp yerinde, kayıp nesnenin, a dediğim şeyin işlevinin belirdiğini görürüz. Bu bize neyi dayatır? Olsa olsa, iş yapan bilginin en temel düzeyde, birsel özelliğin dayatılması düzeyinde ürettiği bu en temel formülü, diyelim ki, bir entropiyi.

Bu e, n, t diye yazılır. Bunu a, n, t, h diye de yazabilirsiniz, hoş bir sözcük oyunu olurdu. [1]

Bu bizi hayrete düşürmemeli. Farkında değil misiniz ki, temiz kalpli mühendisler neye inanırlarsa inansın, enerjetik, dünyayı örtüleyen imleyenler ağından başka hiçbir şey değildir?

Herhangi bir yoldan şunu kanıtlayın da göreyim: 80 kilo ağırlığı sırtınızda 500 metre aşağıya indirip, indirdikten sonra gene 500 metre yukarıya çıkmanız sıfırdır, hiçbir iş yapılmamıştır. Deneyin, kendiniz bir kalkışın, aksinin kanıtlandığını göreceksiniz. Ama bunu imleyenlerle örtülerseniz, yani enerjetiğin yoluna girerseniz, hiçbir iş yapılmamış olduğu mutlak ve kesindir.

İmleyen bir keyfiyet aygıtı olarak getirildiğinde entropiyle ilişkili birşey belirdiğini görmek bu yüzden bizi şaşırtmamalı, zira bu imleyenler aygıtı fiziki dünyanın üstünü örtmeye bir kez başladığında entropi de tam olarak tanımlanmış olur.

Şaka yaptığımızı düşünmeyin. Ne zaman bir yerde bir fabrika inşa etseniz, doğaldır ki enerji çıkarırsınız, hatta onu biriktirebilirsiniz. İşte, bu çeşitli türbinlerin enerjiyi işleyerek şişeye bile koymanızı sağlaması için yerleştirilen aygıtlar bahsettiğim bu aynı mantığı izleyerek yapılmışlardır, yani imleyenin işlevini. Bugün bir makinenin bir aletle hiçbir alakası yoktur. Kovayla türbini birbirine bağlayan hiçbir soyağacı bulunmaz. Bir kağıt parçasına çizdiğiniz küçük bir şekle gayet meşru olarak makine diyebilmeniz bunun kanıtıdır. Neredeyse hiçbir şey gerektirmez. Çok etkin bir makine olması için iletken mürekkebiniz olması yeterlidir. Ve niye iletken olmasın ki, zira işaret kendi başına zaten haz [volupté] iletir?

Analitik deneyimin bize öğrettiği herhangi birşey varsa o da düşlem dünyasına ilişkindir. Aslında, eğer bu şey analizden önce araştırılmamış gözüküyorsa bunun sebebi, insanların bu şeyden kendilerini ayrıştırmak için bildikleri tek yoldan, tuhaflığa, anormalliğe başvurarak temellendirdikleri terim ve adlarla, mazoşizm şöyle, sadizm böyle diye tespitler yapmalarıdır. Bu -izmleri verdiğimizde zooloji düzeyindeyiz. Ama ne olursa olsun, temelde, düşlemin tam kaynağında, bütünüyle radikal birşey bulunur, o da diyebilirim ki işaretin ihtişamı ile kurulan bağdaşımdır.

Derideki işaretten bahsediyorum, ki bu düşlemde o, keyfiyet nesnesiyle bizzat özdeşleşen özneden başka hiçbir şey esinlemez. İma ettiğim erotik pratikte, duyma güçlüğü çeken varsa adını da verelim, kırbaçlamada, keyfin benimsediği muğlaklık aracılığıyla, bir tek bu keyif düzeyinde, işaret bırakma jesti ile keyfiyet nesnesi olan beden arasında eşdeğerlik sağlanabilir.

Kimin keyfiyetidir? İşaretin ihtişamı dediğim şeyi taşıyan her kim ise o kişinin keyfiyeti midir bu? Başkasının keyfiyeti anlamına geldiği kesin midir? Bu kesinlikle Başkasının kişinin dünyasına girme yollarından birisidir ve emin olun ki çürütülemez birisidir. Ama işaret ile bizzat bedenin keyfiyeti arasındaki yakınlıkta tam olarak şu belirtilir: narsisizm ile nesne ilişkisini ayırt eden bölünmenin kurulması yalnız ve yalnız keyfiyet yoluyla olur.

Burada hiçbir muğlaklık yok. Haz İlkesinin Ötesinde düzeyinde Freud şiddetle belirtir: Ben aygıtının ayna imgesine sonunda gerçek desteğini, tutarlılığını veren şey, bu kayıp nesne ile içeriden ayakta tutulmasıdır; o bu nesneyi üstüne giymekle kalır, keyfiyeti öznenin oluş boyutuna getiren de budur.

Demek ki, eğer keyfiyet yasaklanmışsa, ancak şansla, başlatıcı bir olumsallıkla, kazayla ortaya çıkacağı açıktır. Canlı normalde tıkır tıkır işlerken hazla birlikte mırıldar. Eğer keyfiyet olağandışıysa, birsel özellikle tekrarlamanın tasdiklemesine de bulaşmış ve o andan itibaren bir işaret olarak kurumlaşmışsa — eğer böyle olursa, keyfiyet duyusunda sadece çok az bir varyasyondan kaynaklanabilir. Bu varyasyonlar, sonuçta, asla aşırı olmayacaklardır, az önce bahsettiğim pratiklerde bile.

Uğraştığımız şey bir çiğneniş değildir, regüle edici dirimsel aygıtları aşındırarak yasaklanmış bir sahaya hücum edilmesi değildir. Aslında, ancak bu entropi etkisi yoluyla, bu harcanma yoluyla, keyfiyet bir statü edinir ve kendini gösterir. İşte bu yüzden en başta onu “Mehrlust,” fazlalık/artakalan keyfiyet terimiyle belirtmiştim. Tam olarak kayıp boyutu içinde algılanması yoluyla — diyebilirim ki, başta negatif sayı olan birşey için telafi gerektiren bu şey — bu birşey gelip çarpmıştır, çanın çeperlerinde yankılanmış, keyfiyet yaratmıştır, tekrarlanacak bir keyfiyet. Kurtarılacak bir fazlalık/artakalan keyfiyet bulunması olgusuna ancak entropi boyutu beden verebilir.

Ve bu boyutta iş, iş başındaki bilgi, gerekli oluverir, şu ölçüde: o bunu bilse de bilmese de, en baştaki kaynağı, birsel özelliktir, ve onunla birlikte, imleyen olarak ifadelendirilmesi mümkün olan herşeydir. Keyfiyet boyutunun kurumlaştığı temel budur, ve konuşan açısından çok muğlaktır, ki o isterse kendine kuramlar kurup duyarsız yaşamayı kendine din yapabilir, ve duyarsızlık hazcılıktır. O sahiden bunu bir dine çevirebilir, yine de bütün bildiğimiz şudur: bir grup olarak — Massenpsychologie Freud’un aynı dönemki yazılarından birinin başlığıdır — onu canlandıran şey, iş(ti)gal ettiren şey, bir bilgi düzeni olarak onu, Umwelt‘i Innenwelt‘e bağlayan o ahenkli bilgilerden farklı kılan şey, işte bu fazlalık/artakalan keyfiyetin işlevidir.

Bu oyuğu, bu ayırıyı kuşkusuz en baştan bir dizi nesne gelip doldurur — bu nesneler, bir anlamda, önceden uyumlanmışlardır, durdurucu olarak kullanılmak üzere tasarlanmışlardır. Burası kuşkusuz, klasik bir analitik pratiğin, oral, anal, skopik, hatta vokal gibi çeşitli terimlere vurgu yaparak durduğu yerdir. Bunlar bir nesne olarak a‘ya verebildiğimiz çeşitli adlardır — ama a‘nın kendisi aslına bakılırsa şu olguyu izler: bilgi, kendi kaynağında, imleyenlerin bir ifadelendirmesine indirgenir.

Bu bilgi bir keyfiyet aracıdır. Ve tekrar ediyorum, iş başında olduğunda, ürettiği şey entropidir. Bu entropi, bu kayıp noktası, yegane noktadır, keyfiyetin doğasına erişebilir olduğumuz yegane regüler noktadır. İmleyenin konuşanın kaderi üzerindeki etkisinin çevirisi, neticesi, motivasyonu işte budur.

Onun konuşması ile çok az alakası vardır. Yapıyla alakası vardır, yapının tertibiyle. Hüman denilen özne, kuşkusuz dilin humusundan ibaret olduğundan, tek yapması gereken kendini ondaki tertibata göre konuşmalandırmaktır. [2]

Az önce dört küçük harfimle basitçe size duyurabilmiştim: bu birsel özelliğin duyusunu, ve öbür yandan, Başkasının — onu keyfiyet aracı kılan Başkasının — keyfiyetinin içine yerleştirilmesinin doğasını, meşru imleyenlerle de eşit ölçüde belirtebilmek için, onun yanına başka bir özellik, S1‘den sonra S2 koymamız gerekir.

İşte iş burada başlar. Keyfiyet aracı olan bilgi ile üretilir, bir anlam taşıyan iş, müphem bir anlam taşıyan iş böyle üretilir. Bu müphem anlam hakikatin anlamıdır.

[1] Fransızcada “entropie” ve “anthropie” sözcüklerinin okunuşları aynıdır.

[2] Buradaki sözcük oyunu çevrilemiyor: “Cela a à faire avec la structure, laquelle s’appareille. L’être humain, qu’on appelle ainsi sans doute parce qu’il n’est que l’humus du language, n’a qu’à s’apparoler à cet appareil-là.”

Kaynak: Jacques Lacan 1969-1970 Seminer 17: Psikanalizin İçyüzü, s. 48

Türkçeleştiren: Işık Barış Fidaner

11’inci Yersiz Kitap: Renk nedir?