Carl Schmitt’in Liberal Demokrasi Eleştirisi

Carl Schmitt, liberal demokrasiyi eleştirirken liberalizm ve demokrasi kavramlarını birbirinden ayırır ve demokrasiyi kendine özgü biçimde tanımlar: Demokrasi temelde halkın türdeşleşmesi ve temsilinden ibarettir. Schmitt, liberal demokraside temsil kavramının somutlaştığı mekan olarak parlamentonun yerine halkın temsilini Führer’de (lider ya da şef) arar. Bunun nedeni parlamentarizmin kamusallık ve müzakereden oluşan iki temel özelliğini kaybetmiş olmasıdır. Parlamentolar kitle toplumunun dinamikleri nedeniyle elitlerin toplandıkları mekanlar olmaktan çıkmışlardır ve toplumun siyasal birliğini kurup sorun çözme yeteneklerini de kaybetmişlerdir.

Carl Schmitt’e göre, liberalizm Devlet’e karşı ekonomik temelde toplumu, etik temelde de “insanlık” kavramını öne sürerken politikanın üretici gücü olan dost-düşman ayrımını yok etme amacındadır. Dost-düşman ayrımının ve partizanlaşmanın yerine ekonomik rekabeti ve etik müzakereyi yerleştirmeyi amaçlayan liberal düşünce bu sayede siyasetten arındırılmış bir sınırsız kâr ütopyası kurmayı amaçlar. Bunun da ötesinde, devlet ekonomik çıkarlar uğruna araçsallaştırılmakta ve etik müzakere yoluyla bir karar gücü olmaktan çıkarılmaktadır. Oysa Schmitt’e göre modernliğin en büyük kazanımı devletin otonom bir karar gücü olarak tarih sahnesine çıkmasıdır; ki bunu sağlayan halkların teknoloji vasıtasıyla homojenleşerek kitle toplumunu meydana getirmesidir. Böylece tarihsel ilerlemeyi ve halkın türdeşleşmesini kendi bünyesinde toplayan devlet mezhep savaşlarına da son vererek demokrasinin temelini atmıştır. Oysa liberal teorideki bireysellik ve çıkar virüsü hukuk devleti yoluyla bu temelleri kemirerek, bir anlamda demokrasinin içini boşaltmaktadır.

Liberal düşünceye yönelttiği sert eleştirilere rağmen, Schmitt’in asıl derdi bir devlet biçimi olarak liberal demokrasidir. Schmitt’e göre, demokrasinin öncelikli şartı toplumsal homojenitenin sağlanmasıdır – halk bu türdeş birliğin adıdır: Devletin otonom bir karar gücü olarak bu türdeşliği sağlamadan önceki mezhep savaşları döneminde bir halk yoktur ve dolasıyla demokrasi de yoktur. Carl Schmitt’e göre, modernlik ilk olarak farklılığın tanınmasıyla değil (“aslında bu ortaçağ ideolojisidir”), türdeşliğe ve standardizasyona doğan taleple karakterize olmaktadır; modern dünyada yeni olan, yaşam tarzlarının çeşitliliğinin kabulünden çok hiyerarşilere yönelik düşmanlıktır. Bu noktada liberalizm ve devlet biçimi olan liberal demokrasi toplumda hiyerarşilerin korunmasına hizmet etmektedir. Hiyerarşilerin aşılması, demokrasiyi yöneten ile yönetilenin özdeşliği olarak kavramaktan geçmektedir. Temsil ise bundan doğan ulusun genel iradesinin gerçekleşmesinin aracısıdır. Liberal demokrasi temsil ilkesini özel hukuktaki vekalet yetkisine eşdeğer tutarak parlamentonun bireysel çıkarları devlet çıkarına dönüştüren bir kurum haline gelmesine neden olmuştur.

Yazan: Göker Makaskıran

Kaynaklar:

  • Carl Schmitt, Siyasal Kavramı, Metis Yayınları, 2012 (2.basım)
  • Carl Schmitt, Parlamenter Demokrasinin Krizi, Dost Kitabevi Yayınları, 2014