Spinoza ve Deleuze’den İlhamla: İçkinlik Düzlemi

spinoza kimlik-beden

Spinoza’nın, töz – öznitelik (attributum) – varolma biçimleri (modus) kavram üçlüsü Deleuze’ün “içkinlik düzlemi” (plane of immanence) anlayışının temelini oluşturur. Spinoza’da varlık hiyerarşi içermez – töz, dağılarak (clinamen) modus’lara yerleşmiştir; bu yüzden bütün içinde “namevcut neden” (absent cause) olarak merkezsiz yapıya hayat verir. İçkinlik düzlemi bu merkezsiz yapının adıdır. İçkinlik düzleminde tekillikler (singularity) varolma eğilimlerinin (conatus) içselliğiyle hareket ederler – zamanın tahakkümü yoktur; çünkü “her anın içinde bir çok an, birçok yaşam gizlidir”. İçkinlik düzleminde varoluş akış (flux) ve oluş (becoming)’tan ibarettir – mutlak limitte sabitlik yoktur, kararsızlık vardır (clinamen). Herakleitosçu bir esinle söylersek, içkinlik düzleminin arkhe’si “oluş” ve “akış”tır.

Spinoza felsefesinde tekillik töz değerine yükseltilmiştir; tekilliklerin pratiği ontolojik bir değerle yüklenir. Her tekillik ya da mod tözün edimselleşmesinden ibarettir – bundan çıkan sonuç içkinlik düzleminin dışında töz hareketsizdir ve kavranılamazdır. Spinoza, içkinliğin bir şeyde ya da bir şeye değil, yalnızca kendine içkin düşünüldüğü mutlak içkinliğin icatçısıdır. İçkinlik düzlemi, saf özgürlüğün uzamıdır (space) – sınırlar ve mutlaklık yoktur, diyalektik yoktur, sorunların tek bir çözümü yoktur; sadece hayatı olumlama vardır ve otonom varlıklara dışarıdan müdahaleye izin yoktur: bu da kaosu düşünülebilir kılan tek tözdür – tek ilkedir.

Yazan: Göker Makaskıran