Leo Strauss ve Politik Felsefe -1-

strauss

Leo Strauss, modern politik felsefe geleneğini modernleşme dalgaları olarak adlandırdığı üç düşünce çizgisi bağlamında ele alır. Machiavelli ile başlayan, Hobbes ve Locke’un düşüncelerinde sistematik hale gelen ilk dalga, liberalizm ile neticelenir. İlk dalgaya tepki olarak Rousseau ile başlayan ve Hegel’in tarih felsefesiyle en belirgin biçimine kavuşan ikinci dalga, komünizme kapı açar. Nietzsche ve Heidegger’in düşüncelerinde ifadesini bulan üçüncü dalga ise, Hegel’in tarihle uzlaştırarak korumaya çalıştığı aklı, savunusunu yaptığı radikal tarihselciliğin bir gereği olarak ortadan kaldırarak, politik sorumsuzluğun en ileri biçimini temsil eden bir rejime (faşizm) zemin hazırlar.

Modern politik felsefe, politik yaşamın yönünü en iyi rejime göre tayin etmeyi gerçekçi olmadığı gerekçesiyle reddederek, uygulanabilir bir politika anlayışı üzerine odaklanan Machiavelli ile başlar. Bu doğrultuda Machiavelli, ahlâkı tözsel bir şey olarak gören ve politikayı yüksek ahlâki standartlara göre değerlendiren geleneksel anlayışı yanlış bularak, ahlâk ve politika arasındaki öncelik ilişkisini politikanın lehine değiştirir. Machiavelli’e göre, insan, doğası gereği erdeme yönelmiş değildir. Politikanın temelinde amaca yönelik eylem bulunmaktadır. Erdem, bu eylem yoluyla meydana gelen politik düzenin içerisinde varlık kazanır ve içeriği bu düzenin amaçlarına göre belirlenir.

Eğer liberalizm, temel politik olgu olarak, insanın yükümlülüklerinden bağımsız bir biçimde, yalnızca haklarını göz önünde bulunduran ve devletin görevini bu hakların korunmasıyla özdeşleştiren bir politik doktrin anlamına geliyorsa, Hobbes bu anlamda liberalizmin kurucusudur. Gerçekten de Hobbes’un düşüncelerinde, liberalizmin temel özelliklerini ve açmazlarını görmek mümkündür. Hobbes’a göre, en temel hak olan kendini koruma hakkı değerden bağımsızdır. Varlığı bu hakkın korunmasına bağlı olduğu için devlet ve bunun doğal uzantısı olan politika da değerden bağımsız, yani nötr olmalıdır. Leo Strauss için, liberalizmin temel sorunu tam da tarafsızlığa yapmış olduğu bu vurgudan kaynaklanır. Liberalizm, benimsemiş olduğu olgu-değer ayrımı doğrultusunda, bireyi, kendisini yükümlü kılacak ortak iyiye yönelik doğasından kopararak mutlaklaştırır. Böylece birey, hiçbir yükümlülüğü bulunmayan, yalnızca hak sahibi bir varlık olarak tasavvur edilir. Bu tasavvur, liberalizmin politika anlayışını da belirler. Politik toplum ya da devlet, ortak iyiye yönelik doğal bir varlık olarak görülmeyip, izole bir varlık olarak bireyin karanlık doğasını korumanın aracı olan yapay bir kurumlar bütünü olarak düşünüldüğü için, politik yaşamın standartları da düşürülür. Böylece politik yaşamın doğal motivasyonunu kendini koruma amacının oluşturduğu, birbirlerine güvenmeyen bireylerin sözleşmesinin ürünü olan kurumların sağlıklı işleyişinden başka güvence olmadığı ortaya çıkar.

Hobbes’un düşüncesindeki kendini koruma hakkı yerine pragmatist bir tutumla mülkiyet hakkını gündeme getiren John Locke, yukarıda belirttiğimiz açmaza – politik felsefesine temel olarak aldığı rasyonalist epistemoloji gereği – olgusal olan ile rasyonel olan arasında doğrudan bir ilişkisellik bulunduğunu öne sürerek çözüm bulduğunu düşünmüştür. Ancak tarihsel deneyim bunun tam tersini göstermiştir: Liberal demokrasiler gibi totaliter rejimler de olgusal bir gerçekliğe ve yapay olmayan bir motivasyona sahiptirler. Değer rölativizmini kabul ettikleri ve ortak iyi anlayışını reddettikleri için liberaller, savunmuş oldukları politik düzenin diğer rejimlerden daha iyi olduğunu ispatlama imkânına sahip değillerdir.

Leo Strauss, teoride, liberal demokrasinin modern politik felsefenin temel açmazlarını ve nihilizm problemini bünyesinde barındırdığını düşünse de, hukuku tiranlığa tercih eden klasik anlayışa paralel olarak, pratikte, liberal demokrasinin çağdaşları olan komünizm ve faşizm gibi diğer politik rejimlere göre nispeten kabul edilebilir olduğunun altını çizer.

Yararlanılan Kaynaklar:

  • Leo Strauss, Doğal Hak ve Tarih, Say Yayınları
  • Leo Strauss, Politika Felsefesi Nedir?, Paradigma Yayınları

Yazan: Göker Makaskıran