Leo Strauss ve Politik Felsefe -2-

leo strauss

Leo Strauss’a göre, felsefenin politizasyonu, yani filozofun mağaranın dışına çıkarak hakikati aramaktan vazgeçip, mağaranın içini tanzim etme (yeni bir politik düzen icat etme) adına düşüncelerini kamusal bir güç kılma çabası, olan ile olması gereken arasındaki uçurumun derinliğinden duyulan rahatsızlıktan doğar. Modernitenin ilk dalgası içinde yer alan düşünürler (Machiavelli, Hobbes ve Locke) insanın politik yaşamını akıl ya da vahiy merkezli düşünmeyi ütopik buldukları için, bu uçurumu kapatmanın en gerçekçi yolunun “olması gereken”i “olan”a yaklaştırmak olduğunda uzlaşırlar. Hedeflerin alçaltılmasıyla, olan ile olması gereken arasındaki fark kapanacaktır. Buna yönelik olarak Hobbes, politikayı, yaşamın korunması ve güvenlik ihtiyacına indirgerken, Locke, refahın arttırılması ve mülkiyet hakkına indirgemiştir.

Leo Strauss’a göre, modernitenin ikinci dalgası, insanın bu tarzda alçaltılmasını ve “ortak iyi”nin unutulmasını şiddetle protesto eden Rousseau ile başlar. Modernitenin ilk dalgasında, her biri kendi iyisinin peşinde koşan bireylerin ihtiyaçlarını karşılama teknikleri önem kazanır. Rousseau, bu düşünceye iki klasik fikir adına saldırır: Bir yanda site/polis ve erdem (arete), diğer yanda doğa. Rousseau, klasik düşünceye geri dönmeyi salık verdiğinde (ortak iyiye ve doğaya dönüş anlamında) romantizm akımını da başlatmış sayılmalıdır. Bunun bir nedeni de, insanın, sonsuz şekilde biçimlenebilir bir yapıya sahip olduğuna inanmasıdır.

Rousseau, insanın sivil toplum öncesi doğal durumunu bir ideal olarak ele alır. Doğa içindeki insanı karakterize eden şey özgürlüktür ve Rousseau’ya göre, özgürlük, insanı diğer varlıklardan ayıran asıl şeydir. Rousseau’nun düşüncesinde, insan kendi temelinden (doğa durumundan) uzaklaşmış olduğu için bozulmuştur ve adil bir toplumun mümkün olabilmesi doğala dönüşle sağlanır. Rousseau, tarihsel evrimi geriye çevirmenin mümkün olmadığını itiraf eder elbette ama doğal duruma dönüş idealini sosyalleşmiş insanın adil bir toplumu gerçekleştirmesi için temel alacağı bir hedef olarak sabitler. Buna göre, adil toplumun temeli, doğa durumundaki insanın sahip olduğu özgürlük ve eşitliği “toplumsal sözleşme” yoluyla yapay olarak yeniden üretecek kuralların oluşturulmasıdır. Rousseau’nun anladığı biçimiyle özgür toplum, tüm haklarını geçici olarak toplum lehine devreden, kendini kapsayan bir bütünün parçası olduğu ve “genel irade” dışında hiçbir iradeye (otoriteye) boyun eğmediği için daha özgür olan yurttaş haline gelmiş bireyin, doğal (doğa durumundaki) haklarını pozitif yasa hükmüne dönüştürür. Başka bir deyişle, genel irade doğal hukukun yerini alır.

Yararlanılan Kaynaklar:

– Leo Strauss, Doğal Hak ve Tarih, Say Yayınları

– Leo Strauss, Politika Felsefesi Nedir?, Paradigma Yayınları

Yazan: Göker Makaskıran