Fenomenolojiye Giriş (Notlar)

husserl

– Fenomenoloji, psikolog Brentano ve matematikçi-filozof Husserl’in çalışmalarına dayanır. Fenomenolojide ‘seçimli yönelimlilik’ kavramını geliştiren Brentano’dur. Ona göre, her bilinç edimi bir nesneye yönelim ve seçimi içerir. Düşünülen şey nesnenin fenomenidir yani, o nesnenin bilincimde işlem gören korelatıdır. Düşünülen şey de aslında düşüncenin kendisinden başka bir şey olamaz.

– Husserl’e göre, fenomenoloji bitmiş, tamamlanmış bir felsefe sistemi değil; felsefe yapmanın bir yoludur. Temel konusu fenomenlerdir, uyguladığı yöntem ‘fenomenolojik indirgeme’dir. Nesnenin özüne, yani bilinç fenomenlerine ulaşmak için bir tür zihinsel meditasyon olan paranteze alma / indirgeme (epokhe) işlemi uygulanır. Husserl’in fenomenolojisinde paranteze alma işlemi ‘doğal/günlük tavır’a ait her şeyin dışta bıra- kılması anlamına gelir. Doğal tavırda bilinç edilgindir; etrafımdaki nesneler kendilerini bir dış gerçeklik olarak kabul ettirirler. Buna karşın ‘eidetik’ tavırda bilinç etkin ve seçici yönelimlidir. Bilinç kendi içinde kendisinin kurduğu nesneyi bir başka bilinç edimine nesne kılarak sorgular ve anlamlandırır. Kendi içinde özsel bir anlam taşımayan gerçekliğe anlam veren şey, onu bilinç edimimin nesnesi kılmamdır. Bilincimdeki fenomenler, nesnedeki (olmayan) özün yerini alır.

– Fenomenoloji olgularla değil, matematik ya da geometri gibi özlerle ilgilidir; teknik bir terimle “eidetic” bir bilimdir. Fenomenolojinin temelinde tekil sezgiden (yani açık seçik verili deneyimden) yola çıkarak evrenseli kavramak, özü kavramak yatar. Bu durumu belli bir üçgenden yola çıkarak, tüm mümkün üçgenleri üçgen yapan temel nitelikleri kavramaya benzetebiliriz. Husserl de benzeri şekilde, fenomenolojiyi özleri yakalayarak bilince çıkarmanın bir yolu olarak görür.

– Husserl’e göre, saf bilince ulaşmamızın önündeki en büyük engel günlük, naif doğal tavrımızdır. Ampirik bilimlerin kökenindeki natüralizmin de bu doğal tavrın bir uzantısı olduğunu düşünebiliriz. Husserl’e göre doğa bilimleri, her türlü bilginin olduğu gibi bilimin de, rasyonalitenin de bilince bağlı olarak ortaya çıktığını ve kurulduğunu sanki unutmuştur; oysa dünya bilinçten bağımsız bir şekilde kavranamaz. Bir bakıma bilimin natüralist tutumu fenomenolojik yaklaşımın tersinden çalışır. Doğa bilimlerine göre, bilinç içerikleri dış gerçekliğin korelatlarıdır. Oysa fenomenolojik tutum,  dış dünyanın bilinçteki fenomenlerin korelatları olarak kavranmadıkları sürece anlamsız olacağını söyler. Bu konuda Husserl’in önerdiği yöntem Descartes’ın metodolojik şüphesiyle derin bir yakınlığı olan bir tür metodolojik solipsizmdir. Bu yöntem, naif sağduyu psikolojisini olduğu kadar, bilimsel bilgiler konusundaki ortak kanaatlerimizi ve felsefi yargılarımızı da bir yana bırakarak, şeylerin kendisine (bilinç fenomenlerine) dönmemize dayanır.

Sözlükçe

Fenomen: Duyularla algılanabilen şey.

Korelat: Bir fenomene eşlik eden, ikincil fenomen. İlişkisel olan.

Eidetik: Zihinde kurulan, öze yönelik olan.

Epokhe: Paranteze alma, yargıda bulunmama.

Solipsizm: Öznelliğin alanını dış gerçekliği de içerecek şekilde genişletme.

Not: Bu metin Saffet Murat Tura’nın ‘Beynin Gölgeleri’ ve ‘Freud’dan Lacan’a Psikanaliz’ kitaplarından derlenmiştir.

Hazırlayan: Göker Makaskıran