Claude Lefort ve Demokrasi

lefort

Fransız düşünür Claude Lefort için siyaset, tarihsel-toplumsal bir varlık olan insanın tarihi yapma alanıdır; siyaset moderniteyle birlikte dinden bağımsız ve toplumsal sistemde özerk bir alan haline gelmiştir. Bunun nedeni, din ve dünya işlerinin ayrılmaya başlamasından doğan modernitenin, Lefort’un “demokratik devrim”  adını verdiği gelişmelere yol açmasıdır. Demokratik devrim, Lefort’un “kesinlik işaretlerinin yok oluşu” dediği ve iktidarın bir grup ya da bir kişi tarafından cisimleştirilemeyecek kurgusal boş bir alana dönüşmesiyle karakterize olan modern demokrasinin doğmasına yol açmıştır.

Demokrasi, tarihsel-toplumsal bir üründür; geriye döndürülemez bir süreç ya da tarihin nihai varış noktası değildir. Modern bir fenomen olan ve demokrasinin karşı kutbunda yer alan totalitarizm gerçeği buna işaret eder. Demokrasi toplumsal konularda mutlak doğruların ortadan kaldırılmasına dayanır; bundan çıkan sonuç bir dine  ya da ideolojiye dayanan toplumsal sistemlerin totalitarizm tehlikesini içlerinde barındırmaları ve mutlak anlamda otoriter düzenler haline gelmeleridir.

Claude Lefort’a göre, demokrasi, herkesin içinde taşıdığı özgürlük arzusu ile tahakküm kurma / tâbi olma düalitesinin birlikte yer aldığı, birbiriyle çatıştığı bir yaşam alanıdır. Demokrasi ve onun ürünü olan siyaset (demokratik olmayan, otonom örgütlenmelerin yer almadığı bir toplumda siyasete yer yoktur, olsa olsa siyaset, “toplulukları yönetme sanatı” biçimine, yani modern öncesi döneme geri çekilir) insanların “kesinlik işaret- lerinin yok oluşu” (dinsel dogmaların etkisini kaybetmesi) ile karakterize olan bu köklü belirsizlik deneyimini yaşamaları ve bilinçli bir biçimde tarihi kendilerinin yapmaları anlamına gelir. Demokrasi, bu nedenle, tarihin dalgalanmalarına boyun eğer ve nihai bir rejimle ve/veya ideolojiyle sınırlandırılamaz.

Tarihsel-Toplumsal : Bu kavram nitelediği olgunun bir geçmişe dayandığına ve gerçekliği düzenlemeye yarayan bir “kurgu” yapısında olduğuna işaret eder.

Yazan: Göker Makaskıran