Siyasal Demokrasi

fj0Mdp5CCweY

Hakim liberal düşüncede demokrasi ya çeşitli grupların önceden tanımlanmış ve birbirine karşıt çıkarları arasında karşılıklı olarak verilen ödünler yoluyla sağlanan optimal bir çözüm seçeneği (Hayek, Popper) ya da taraflar arasında diyalojik bir şekilde yürütülen rasyonel bir mutabakat sürecinin kurumsallaşması olarak görülür (Habermas). Demokrasi bu iki görüşün ötesinde esasen “siyasallaşma” denilen olguya dayanır. Siyasallaşma, aynı zamanda, Marksist teoride olduğu gibi bir üst yapı unsuru değildir ve temelde hegemonya mücadelesine dayanır. Siyasal mücadele, tarafsız bir zemin üzerinde gerçekleşen çıkarlar savaşı değildir. Siyasallaşma, bu tarafsız olarak kabul edilen zeminin sorgulanmasıyla nitelenen bir hegemonya mücadelesidir. Bu anlayışa göre siyasal bir eylemin, birinin diğerini gerekli kıldığı iki şartı vardır : Birincisi, toplumsal alanın içsel bir sınır oluşturularak ikiye bölünmesi (halk – iktidar bloku karşıtlaştırması gibi) ve bir toplumdaki karşılanmamış politik talepler arasında bir eşdeğerlik zinciri kurulması (etnik sorunlar, dini özgürlükler, sağlık sistemine ilişkin talepler vb.)

Demokrasi ne belirli bir toplumsal temelle ne de belli bir ideolojik yönelimle tanımlanabilir değildir; aslen kurumsallaşmış bir rejim tipi de değildir. Demokrasi hem birbirine eşdeğer hem de kaynakları bakımından çeşitli politik taleplerin, bu taleplerden birinin eşdeğerli talepler serisi içinde ikame edilebilir bir talep olmaktan çıkarak serinin (eşdeğer talepler bütününün) bir talepler zinciri halinde yapılanmasını mümkün kılan unsur haline gelmesiyle nitelenen bir politik mantıktır.

Yararlanılan Kaynaklar :

– Ernesto Laclau & Chantal Mouffe, Hegemonya ve Sosyalist Strateji, İletişim Yayınları

– Ernesto Laclau, Popülist Akıl Üzerine, Epos Yayınları

Hazırlayan: Göker Makaskıran