Kısa Rusya Tarihi (Başlangıcından 18.Yüzyıla)

boris kagarlitsky - çevrenin imparatorluğu

Aşağıdaki bilgiler Boris Kagarlitsky’nin Çevrenin İmparatorluğu (Phoenix Yayınları) kitabından derlenmiştir :

  • Rusya’nın bilinen tarihi 5.yüzyılda bugünkü Balkan topraklarından Karadeniz’in kuzeyine (Ukrayna) gelen Slav kabilelerinin birleşmesiyle başlamıştır.
  • İlk Rus devleti 9.yüzyılda, bugünkü Norveç ve İsveç halklarının kökenini oluşturan Normanlar ve Vikinglerin Bizans ile Baltık Denizi arasındaki ticaret yollarını işgal etmesi ve Slav topluluklarıyla birleşmesi sayesinde kuruldu.
  • Kiev Rusyası (Kiev Knezliği) olarak bilinen bu ilk devlet Baltık Denizi’nden Karadeniz’e uzanan topraklardaki çeşitli kökenden çok sayıda topluluğu tek bir otorite altında birleştirmişti.
  • 14.yüzyılda Hazar Denizi’nin kuzeyinden gelen Moğollar Kiev Rusyasını işgal etti. Onları boyunduruğu altına alan Moğollar bugünkü Moskova şehri çevresinde onlar adına vergi toplama yetkisiyle donatılan Moskova Dukalığı adında bölgesel bir yönetim oluşturdu. Böylece Moğol işgali Rusların sonradan Rus otokrasisi halini alacak yeni devletlerinin kurulmasına zemin hazırladı.
  • Moğolların eski Kiev Rusyası’nın olduğu bölgede kurduğu Altınordu devleti iç karışıklıklar sonucu zayıflayıp çökünce Moskova Dukalığı ilk Çar ünvanına sahip Korkunç İvan (1530-1584) tarafından Moskova merkezli Rus otokrasisine dönüştü.
  • Moskova Dukalığı ve Kiev Rusyası’nın oluşumunda bugünkü Rusya’nın varolduğu toprakların doğudan ve batıdan işgalinin kolay olması önemli bir etkendi (Rusya’nın Avrupa sınırındaki toprakları ve Hazar Denizi’nin kuzeyine kadar olan doğu toprakları bozkır ve düzlüktür). Rusya’nın coğrafyasının siyasete etkisi çok büyüktür. 20.yüzyıla kadar sürekli otokrasiyle yönetilmesinin başlıca nedeni bozkır ve düzlük olan geniş topraklarının merkezî ve otoriter bir yönetim olmadan elde tutulamamasıydı.
  • Rus devletini güçlendiren ve topraklarının genişlemesini (Sibirya ve Baltık Denizi kıyılarının ele geçirilmesi) sağlayan şey 1564’te Korkunç İvan’ın parasal bir reform gerçekleştirmesiydi. Çeşitli otonom Rus prensliklerinin para birimlerini iptal ederek yerine tek para sistemini oluşturan bu reform ortak bir Rus iç pazarının kurulmasını sağlıyordu.
  • Bununla birlikte, bugünkü Rusya 17.yüzyılda doğdu. Bu yüzyılda kapitalizmin Rusya’ya özgü modelinin doğduğuna tanık oluruz. Rus kapitalizmi, toprak sahipliğinin ve toprakta köleliğin temelini oluşturduğu bir tarım sistemine, dış ticaretin devletleştirilmesine ve kırsal kesimin acımasızca sömürülmesine dayanıyordu. Bu sistem aslında Doğu’da kapitalizmin doğuşu döneminde sık rastlanan haraççı (tribüter) bir üretim tarzıydı ve sivil toplumun yokluğuyla karakterize oluyordu.
  • 17.yüzyıl sonu ve 18.yüzyılda toprakta serflik ve yönetimde otokrasi Rus Çarlığı’nın politik düzeninin temeli oldu. Rus devletini kaçınılmaz olarak otoriter bir devlet yapan esas olay I. Petro’nun bu politik düzen üzerine uyguladığı Batılılaşma programıydı.
  • Çar I. Petro 18.yüzyıl başında ülkede bir kültür devrimi başlattı. Alman ve Fransız modelleri esas alınarak yeni ve merkezî bir bürokrasi oluşturuldu. Eğitim sistemi ve takvim değiştirildi. Günlük yaşam Fransız adetleriyle belirlendi. En önemli konu Batı tarzı yaşam ve kurumlar yerleşmeden Rusya’nın modern bir devlet olamayacağına yönelik inançtı. Rus Çarlığının bütün sorunlarına çare olacağı düşünülen bu Batılılaşma hareketi Rus otokrasi geleneğine uygun olarak yukarıdan aşağıya uygulandı. Yukarıdan aşağıya (baskıyla) yapılan her devrimde olduğu gibi reformların karar alıcı küçük bir azınlık tarafından ve hızlı bir şekilde meydana gelmesi, bu uygulamaları sevimsiz kıldı.
  • Yaşanan paradoks şuydu: Reformlar ne kadar radikal olursa merkezi otorite de o kadar şiddet yanlısı, keyfî ve despotik oluyordu. I. Petro’nun siyasi radikalizmi 17. yüzyılın sonunda Rusya’nın Batı kapitalizminin çeperinde ve yalıtılmış halde kalmasının yanında ticaret yollarının değişip ekonomik olarak çözülmeye başlamasıyla birlikte gelişmiştir. Bu baskıcı Batılılaşma hareketi ve ekonomik çözülme Rus otokrasisinin Ekim Devrimi’ne kadar giden yolunu açmıştır.

Not: Otokrasinin monarşiden farkı, özellikle keyfi (kuralsız) bir tek adam rejimi olması ve kişi karizmasına (zorbalığa) dayanmasıdır.

Hazırlayan: Göker Makaskıran