Cumhuriyet ve Demokrasi

power to the people

Cumhuriyet ve demokrasi kavramları, etimolojik açıdan aynı olguya atıf yaparlar. Cumhuriyet, “halka ait olan” (res publica) anlamına gelirken, demokrasi “halkın iktidarı”nı ifade eder. Bu yakınlık ancak aynı olmama, iki kavramın tarihsel serüveni içinde birbirlerine yaklaşıp uzaklaşmalarının ipucunu verir. Esasında demokrasi bir yönetim biçimiyken, cumhuriyet bir devlet biçimidir.

Cumhuriyet ve demokrasi kavramlarının her ikisi de Antikçağ’ın kent-devleti deneyiminden doğan siyasal yönetimleri anlatır. Bu ilk aşamada, demokrasi halkın iktidarına odaklanırken, cumhuriyet anlayışı ortak yarar ve erdem gibi komünal özellikleri ön plana alır. Diğer yandan ortak yarar ve erdem, demokrasinin bugüne uzanan ilk sınırlarını oluşturur. Cumhuriyetçi düşüncenin kökeninde Aristoteles’in demokrasi eleştirisi yatar. Aristoteles’e göre, demokrasi medeni erdem ve yasalarla sınırlanmadıkça kırılgan bir yönetime ve kargaşaya neden olacaktı.

20.yüzyılda demokrasi dediğimizde doğrudan demokrasi değil temsili demokrasi anlaşılıyordu, cumhuriyet kavramı da ulus-devletle özdeşleşmişti. Küreselleşme süreci ve ulus-aşırı birleşmeler cumhuriyet kavramını aşındırırken demokrasiyi “liberal demokrasi” olarak yeniden ihya etti. Bunun nedenlerinden biri de cumhuriyet olan ama demokrasi olamayan doğu bloku ülkelerinin dağılmasıydı. İnsan hakları ve sivil toplum anlayışının ön plana çıkması demokrasinin cumhuriyet olgusunun karşısında düşünülmesinin bir diğer nedenidir, çünkü ulus-devletlerin baskıcı yönetimleri cumhuriyete sahip çıkarken demokrasiyi umursamamışlardır.

Hazırlayan: Göker Makaskıran