Bugünkü Avrupa’nın Temeli: Feodalite

Avrupa-merkezci ve doğrusal tarih yanlılarının (tarihselcilerin) tüm iddialarına rağmen, feodalite tamamen Avrupa coğrafyasına özgü bir toplumsal formasyondur. Feodalite bir üretim tarzı olmasının ötesinde siyaset ve ekonominin atomize olduğu bir tarihsel dönemin adıdır. Feodal dönemde, Avrupa’da siyasal merkezlerin gücü azalmış, iktidar yerel güç odaklarınca paylaşılmıştır. Ekonomik yapılar da birbirleriyle temasları az olan kendilerine yeterli birimler halinde…

Marx ve Bonapartizm

Marx’ın, burjuvazinin güçsüz kaldığı ve devletin toplumsal sınıflardan görece özerkleştiği bir siyasal manzarayı tasvir etmek için kullandığı Bonapartizm kavramı Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i adlı eserinde geçer. Bu kavram, sonradan, Marksist literatürde burjuva demokrasisi ile faşizm arasındaki geçiş dönemlerinde ortaya çıkan ara rejimleri tanımlamak amacıyla sıklıkla kullanılmıştır. Marx’ın Bonapartizm veya Bonapartist rejimle ilgili söylediklerini özetlemeden önce…

Gerçel ile Görcül – Gilles Deleuze

I Felsefe çoklukların kuramıdır. Her çokluk gerçel ve görcül öğelerden müteşekkildir. Saf gerçel nesneler varolmaz. Her gerçel kendisini bir görcül imgeler bulutuyla sarmalar. Bu bulut eş-varoluş içinde az çok uzanımlanmış devrelerin bir dizisidir. Görcül imgeler bu dizi boyunca dağıtılır ve bu dizi etrafında koşar. Bu görcüller hem türce hem de onları neşreden ve soğuran gerçel…

Spinoza ve Deleuze’den İlhamla: İçkinlik Düzlemi

Spinoza’nın, töz – öznitelik (attributum) – varolma biçimleri (modus) kavram üçlüsü Deleuze’ün “içkinlik düzlemi” (plane of immanence) anlayışının temelini oluşturur. Spinoza’da varlık hiyerarşi içermez – töz, dağılarak (clinamen) modus’lara yerleşmiştir; bu yüzden bütün içinde “namevcut neden” (absent cause) olarak merkezsiz yapıya hayat verir. İçkinlik düzlemi bu merkezsiz yapının adıdır. İçkinlik düzleminde tekillikler (singularity) varolma eğilimlerinin…

“Histerinin Ruh Sağaltımı”nda Dil ve Anlatısallık -III-

XI Freud, ruhsal malzemenin katlandığı bu iki biçim ile ilgili olarak sağaltım esnasında temalar oluşturmak diye bir işleme başvurduğunu söyler. Buna göre temalar, “benzer anılar[ın] doğrusal [lineer, kronolojik] diziler halinde derleme biçimindeki gruplamalar”dır (339). Anlatım kuramının terimleri ile konuşacak olursak, Freud’un buradaki işlemi, aynı çatı kavram [cover word] altındaki çekirdeklerin [kernels] bir araya getirilmesidir (Barthes,…

Carl Schmitt’in Liberal Demokrasi Eleştirisi

Carl Schmitt, liberal demokrasiyi eleştirirken liberalizm ve demokrasi kavramlarını birbirinden ayırır ve demokrasiyi kendine özgü biçimde tanımlar: Demokrasi temelde halkın türdeşleşmesi ve temsilinden ibarettir. Schmitt, liberal demokraside temsil kavramının somutlaştığı mekan olarak parlamentonun yerine halkın temsilini Führer’de (lider ya da şef) arar. Bunun nedeni parlamentarizmin kamusallık ve müzakereden oluşan iki temel özelliğini kaybetmiş olmasıdır. Parlamentolar…

Çeviri: Modernizmin Merkezi Sorunu – Alain Badiou

Bugün ben şöyle dile getirirdim: Siyaset güç alemi değildir, düşünce alemidir. Dönüştürmeyi amaçlamaz; önceden formüle edilemeyen imkanlar yaratmayı amaçlar. Siyaset durumlardan çıkarsanamaz, çünkü durumları siyaset tayin eder. Peki bu eleştirel arkaplan üzerinde Lyotard neyi görünür kılar? “Bir başka dispositif” dediği şeyi. Ve bunun Kapital bakımından “ne diyalektik ne eleştirel, ama eş-imkanlı bir ilişki içinde” durduğunu söyler.…