Kültür ve İktidar

“Kültür, insanlar arasındaki iletişimin ve etkileşimin zeminidir ama aynı zamanda bir tahakküm kaynağıdır. Dil, din ve bilim başta olmak üzere bütün simgesel sistemler, gerçeklik algımızı ve davranışlarımızı şekillendirerek toplumsal hiyerarşilerin tesisine ve idamesine katkıda bulunurlar. Kültür, bireyleri ve grupları kurumsallaşmış hiyerarşilere bağlayan pratikleri dolayımlar ve iktidar ilişkilerini doğallaştırır. Dahası, siyasal çekişmeler kültürel formlar kılığında temayüz…

Deleuze, Proust ve Aşk

“Âşık olmak, taşıdığı ya da yaydığı göstergelerle (signs) birisini bireyselleştirmektir. Bu göstergelere duyarlı olmak, bunların çıraklığını yapmaktır. Dostluğun gözlemlerle ve sohbetlerle beslenmesi mümkündür, fakat aşk sessiz yorumlardan doğar ve onlarla beslenir. Âşık olunan kişi deşifre edilmesi, yorumlanması gereken bir dünyayı şart koşar; bunlar âşığı kuşatır ve hapseder. Âşık olmak, âşık olunan kişinin işaret ettiği, yansıttığı…

Bugünkü Avrupa’nın Temeli: Feodalite

Avrupa-merkezci ve doğrusal tarih yanlılarının (tarihselcilerin) tüm iddialarına rağmen, feodalite tamamen Avrupa coğrafyasına özgü bir toplumsal formasyondur. Feodalite bir üretim tarzı olmasının ötesinde siyaset ve ekonominin atomize olduğu bir tarihsel dönemin adıdır. Feodal dönemde, Avrupa’da siyasal merkezlerin gücü azalmış, iktidar yerel güç odaklarınca paylaşılmıştır. Ekonomik yapılar da birbirleriyle temasları az olan kendilerine yeterli birimler halinde…

Marx ve Bonapartizm

Marx’ın, burjuvazinin güçsüz kaldığı ve devletin toplumsal sınıflardan görece özerkleştiği bir siyasal manzarayı tasvir etmek için kullandığı Bonapartizm kavramı Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i adlı eserinde geçer. Bu kavram, sonradan, Marksist literatürde burjuva demokrasisi ile faşizm arasındaki geçiş dönemlerinde ortaya çıkan ara rejimleri tanımlamak amacıyla sıklıkla kullanılmıştır. Marx’ın Bonapartizm veya Bonapartist rejimle ilgili söylediklerini özetlemeden önce…

Gerçel ile Görcül – Gilles Deleuze

I Felsefe çoklukların kuramıdır. Her çokluk gerçel ve görcül öğelerden müteşekkildir. Saf gerçel nesneler varolmaz. Her gerçel kendisini bir görcül imgeler bulutuyla sarmalar. Bu bulut eş-varoluş içinde az çok uzanımlanmış devrelerin bir dizisidir. Görcül imgeler bu dizi boyunca dağıtılır ve bu dizi etrafında koşar. Bu görcüller hem türce hem de onları neşreden ve soğuran gerçel…

Spinoza ve Deleuze’den İlhamla: İçkinlik Düzlemi

Spinoza’nın, töz – öznitelik (attributum) – varolma biçimleri (modus) kavram üçlüsü Deleuze’ün “içkinlik düzlemi” (plane of immanence) anlayışının temelini oluşturur. Spinoza’da varlık hiyerarşi içermez – töz, dağılarak (clinamen) modus’lara yerleşmiştir; bu yüzden bütün içinde “namevcut neden” (absent cause) olarak merkezsiz yapıya hayat verir. İçkinlik düzlemi bu merkezsiz yapının adıdır. İçkinlik düzleminde tekillikler (singularity) varolma eğilimlerinin…

“Histerinin Ruh Sağaltımı”nda Dil ve Anlatısallık -III-

XI Freud, ruhsal malzemenin katlandığı bu iki biçim ile ilgili olarak sağaltım esnasında temalar oluşturmak diye bir işleme başvurduğunu söyler. Buna göre temalar, “benzer anılar[ın] doğrusal [lineer, kronolojik] diziler halinde derleme biçimindeki gruplamalar”dır (339). Anlatım kuramının terimleri ile konuşacak olursak, Freud’un buradaki işlemi, aynı çatı kavram [cover word] altındaki çekirdeklerin [kernels] bir araya getirilmesidir (Barthes,…